AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2013 Perşembe

AKP'nin Kürdistan Haritası - 3




AKP’nin Kürdistan Haritası – 3

AKP, PKK’nın 10-20 yıl önceki görüşlerinin/taleplerinin vücut bulduğu bir parti olmuştur. Bu, siyasi içerikli, politik kaygılı bir yazı değildir. Her şey belgelidir.” cümleleriyle başlayarak yazdığım, AKP’nin yol haritasını madde madde incelediğim ilk iki yazıya, bu üçüncü yazıyla devam edelim.

Önceki yazıları okumak için tıklayın AKP’nin Kürdistan Haritası – 1 , AKP’nin Kürdistan Haritası – 2 )


AKP’nin Yol Haritası


Madde-28: Yargı birliğinin sağlanması

Hukuk eğitimi almış her kişinin anlayacağı açık bir ifadedir. Yargı birliğinin sağlanması aslında çok genel/geniş bir ifade olmakla birlikte, Yargıtay ve Askeri Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi sivil-askeri yüksek mahkemeli yapının yıkılıp, Askeri Yüksek Yargı organlarının kapatılacağı bir sisteme geçişin ifadesidir. Askeri hukukun sivil hukuka bağlanması, askeri mahkeme kararlarına itirazların sivil mahkemelere yapılması sonucunu doğuracaktır. AB’nin yıllardır Türkiye’ye dayattığı koşullardan biridir. 


Madde-29: Askeri okullardaki müfredatın yenilenmesi

Hükümet, cumhuriyete ve onun niteliklerine ve onun kuruluş felsefesine bağlı bir ordu istememektedir. Bunun için, cumhuriyetle ve onun yenilikleriyle/devrimleriyle ilgili olan dersler en alt düzeye indirilecektir. Fetullahçı subayları-astsubayları rahatsız etmeyecek bir müfredat kurulacaktır. Fetullah Gülen’in ifadelerinden yola çıkarak söylersek, ordu da cemaatin hakim olacağı bir yapının kontrolüne girecektir. Müfredatın iptali için dava açılacak olursa, gidilecek yer Askeri Yüksek İdare Mahkemesi değil Danıştay olacaktır..!


Madde-30: Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde)

Madde-22’de anadilde kamu hizmetlerine erişim vardı, ikinci yazıda bahsetmiştik, bu maddede de onun yetmediği/yetişemediği yerler için bir çözüm olarak “Kürtçe tercümanlık” ayağı düşünülmüş. Hemşince bilen ancak Türkçe bilmeyen Karadeniz’de yaşayan vatandaş avucunu yalasın..! Her şey Barzani ve onun Kürtleri için. İsrail’in ve ABD’nin ve nihayet SİSTEM’in hizmetindeki Kürtler, bu dönemde “kral” olacaklardır. Anadili umursayan kim, yeter ki Türkiye bölünsün, Büyük İsrail için maske devlet Kürdistan kurulsun ve bir ayağını Akdeniz’e atsın.


Madde-35: Jandarmanın kolluk hizmeti sunan sivil bir yapıya dönüştürülmesi

Jandarma teşkilatı her ne kadar İçişleri Bakanlığı’na bağlı olsa da sonuçta Jandarma Genel Komutanlığı, askeri bir yapıdır ve mevcut hükümet bu yapıyı sivil bölgelerden ayırmak ve Jandarmayı tamamen kaldırmak istemektedir. AKP’nin zaman içinde kaldırmayı düşündüğü “zorunlu askerlik” ve yerine getirmeyi düşündüğü “ücretli gönüllü askerlik” uygulaması için, Jandarma Teşkilatı’nın kaldırılması ve ilçelerden/illerden çıkartılması gerekmektedir.


Madde-36: Entegre sınır yönetim sisteminin hayata geçirilmesi

Bu da bir üstteki maddeyle bağlantılı bir konudur. Entegre sınır yönetimi ile Asker-Jandarma sınır yönetiminden alınacak, sınırı polis ve kurulacak sivil yapı koruyacaktır. Zaman içinde, sınır güvenliklerinin taşeron firmalara (ağır silahlara ve özel teçhizatlara sahip özel güvenlik şirketlerine/ABD’deki gibi) verilmesinin de önü açılacaktır. AB’nin yıllardır Türkiye’ye direttiği konuların başında gelir bu mesele. Ama bizim komşularımız Finlandiya, Norveç, Almanya değil ki..! Geçtiğimiz on yıl içinde ABD Irak’a girdi, Rusya Gürcistan’ı vurdu, Suriye’de dış etkili iç savaş yaşanıyor, İran şer ülkelerin hedefinde… Daha yakın tarihte Ermenistan, komşusu Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ını işgal etti…


Madde-57: Nüfusunun 3’te ikisi büyükşehir belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye

Bu maddeyi aslında 56 ve 58. maddelerle birlikte okumak gerekir. Madde ellialtı “Köylere imar” ve madde ellisekiz “Yeni bir köy kanunu”ndan bahsediyor. Büyükşehir Belediyeleri, federal/eyaletli yapıya geçişin temeli olacak. Bilindiği üzere bu hükümet zamanında büyükşehir belediye kanunu ve il özel idaresi kanunları yenilendi. Büyükşehir belediye sınırı, bazı illerde vilayet sınırına eşdeğer oldu. Nüfusun üçte ikisinin büyükşehirlerde yaşaması için ya köyler boşaltılıp herkes kentlere göçmek zorunda kalacak (ki olanaksız) yada az önce belirttiğim gibi pek çok ilde büyükşehir belediye sınırı, tıpkı İstanbul gibi, vilayet-il sınırıyla bir olacak. Terör örgütü PKK literatüründe Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir’e “Amed Eyalet Valisi” deniyor, o gözle bakılıyor; yeni sistemde bu terörist Baydemir tüm Diyarbakır’ın başkanı olacak. Daha fazla yetkili belediye başkanları, onları destekleyen bu yapının parçası Kalkınma Ajansları, daha az yetkili valiler ve il özel idareleri.


Madde-60: AB hedefinden şaşmamak

Ekim.2012’de bu AKP Yol Haritası açıklanmıştı. Üstünden daha dört ay geçti, Başbakan Erdoğan “AB’ye girmek zorunda değiliz, vaz geçebiliriz, Şangay Örgütü’ne katılabiliriz” diyor. Zaten bir söylediğini yıkıp başka bir şey söylemezse, Başbakan kendisini huzurlu hissetmiyor, sıfır tutar politikası. Başbakan, AB’den sıkıldıysa ve yeni arayışlar içindeyse, Yol Haritasından bu 60. maddeyi çıkarsın ve AK Parti programını değiştirsin. 


Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi programında AB ile ilgili şunlar yazıyor, ”Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerinde taahhütlerini ve üyelik için öteki aday ülkelerin de yerine getirmesini istediği şartları bir an önce sağlayacak…”. Yani AKP, müzakere bile etmeyeceğim, AB ne emrederse, hatta AB üyesi bizimle aynı koşuldaki ülkeler de ne emrederse ben yaparım, diyor. Tayyip Erdoğan yine Millete yalan söylüyor. Avrupa Birliği’nden vaz geçeceği falan yok, aksine emrin başım üstüne diyor, var mı bunun ötesi? Samimiyet, sözle değil icraatla olur. Hadi değiştirsinler parti programlarını?!


Özetle, AKP’nin açıkladığı yol haritasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üniter yapısının yıkılıp federatif-eyaletli yapının kurulacağı, bu eyaletlerden en önemlisinin Kürdistan olacağı ve mevcut cumhurbaşkanlı-başbakanlı sistemin kaldırılıp yerine “Bay Başkan”lı sistemin geleceği madde madde ilan ediliyor. Terör örgütü PKK’nın 30 yıldır her türlü kara propagandayla ve katliamlarla almaya çalıştıklarını bu hükümet terörist Abdullah Öcalanlı (adına İmralı diyorlar) masada vereceğini ilan ediyor. 


SİSTEM’in talepleri bir bir gerçekleşiyor, Türkiye dize getirilmiş ülke konumunda. İsrail, amacına bir adım daha yaklaşıyor, örtülü olarak topraklarını ve hakimiyet alanını genişletiyor. (Sistem: Dünyayı yöneten derin güç. Yani, CFR, Bilderberg, Trilateral ve bunların altında yer alan irili ufaklı örgütler ve bunların yöneticisi olan her milletten gelen ancak milliyet farklılığına önem vermeyen, adeta paraya tapan, İbrani asıllı yapı, şeytanın kralları.)


Ben İsrail’in yerinde olsaydım, İsrail’de seçimden zaferle çıkan partinin lideri olsaydım, hiç vakit kaybetmeden İsrail Devlet Yüksek Övünç Madalyası-Yüksek Hizmet Madalyası/Nişanı… artık adı her neyse en yüksek derecedeki bir madalyayı Tayyip Erdoğan’a ve Abdullah Gül’e verirdim. Dünyanın en itibarlı (ADL’nin verdiği) Yahudi Cesaret Madalyası’nı hak ederek “Işıklandırılan” Tayyip Erdoğan’a, En Yüksek Cesaret Madalyaları verilmelidir. Bundan büyük HİZMET olur mu? BOP’a HİZMET yolunda..!


TEVFiK BiR / 07.Şubat.2013


www.uyaneyturkgidiyoruz.com  “Bu kitabı iyi ki okumuşum” diyeceksiniz.
Kitapyurdu, D&R, Idefix gibi internet kitapevlerinden ve D&R mağazalarından temin edebilirsiniz.

17 Nisan 2011 Pazar

AKP'nin Yarısı BDP mi?


AKP'nin Yarısı BDP mi?


Seçim yarışları kızıştı, partilerin adayları birer birer belli oluyor. Adaylar belli oldukça da adaylar ve partiler arası karşılaştırmalar, yorumlar başlıyor: Şu adayın karşısında bilmem bu aday var, orada bu parti şu partiyle yarışacak...

Ve işte bu kapsamda somut olarak deniyor ki, “AKP güneydoğuda BDP ile yarışacak”. Acaba bu AKP-BDP yarışması hangi temelde olacak? Acaba AKP güneydoğuda “daha çok bölünmek istiyorum” mu diyecek !

Bir parti, “Kürtlük” dışında hiçbir konuda görüş beyan etmeyen bir parti, ekonomik değerlendirmelerini bile (kırk yılda bir olsa da) “Kürt ekonomisi” kapsamında yapan bir parti, ırkçı bölücü bir parti yani BDP ile hangi parti hangi düzlemde yarışabilir? Yarışmak için, onun seviyesine, onun taleplerinin düzlemine inmek gerekmez mi?

Acaba AKP, BDP ile yarışmak için “daha çok bölünmek istiyorum” mu diyecek, dedik. Bu yorum bize pek de uzak görünmesin. Çünkü Tayyip Erdoğan'ın seçtiği, AKP'nin milletvekili adaylarından birisi de Mehmet METİNER oldu. Peki Mehmet Metiner kimdir?

Tayyip Erdoğan'ın, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde “beynimin yarısı” dediği bir kişidir. Aynı Mehmet Metiner, devletin bölünmez bütünlüğüne aykırı faaliyetlerin odağı olan ve bu kapsamda Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan HADEP'in o dönemki Genel Başkan Yardımcısıdır. Son birkaç senedir televizyonlarda sıkça görünmekte, bu yolla üniter devlete karşı Kürdistan Federasyonunu savunan çizgisini alenen ifade etmektedir. Türk Bayrağı'nın yanında Kürdistan Bayrağı'nı görmenin bir sakıncası olmadığını iddia eder. Ve bu Mehmet Metiner'i Tayyip Erdoğan, milletvekili adayı yapmıştır.

Mehmet Metiner için eski HADEP Genel Başkan Yardımcısıydı dedik, gençler HADEP'in nasıl bir parti olduğunu yada devamını bilmeyebilir, hatırlatmakta yarar var. HADEP'ten sonra DEHAP kuruldu, kapatıldı; sonra DTP kuruldu, kapatıldı; şimdi en son olarak BDP var. Peki BDP kapatılır mı? Son referandumda kabul edilen yeni düzenleme gereği BDP neredeyse hiçbir biçimde kapatılamayacak, bölücü faaliyetlerine parti teşkilatları aracılığıyla devam edebilecektir..!

BDP'li vekiller “Kürdistan istiyoruz”, “özerklik istiyoruz” diyorlar. Hatay'da 7 PKK'lı ölü ele geçirildikten sonra “İntikam” yazan pankartı BDP'liler açabiliyorlar. “Apo önderimizdir” diyebiliyorlar. Kürdistan'a özgürlük verilmezse iç savaşa gideriz, mealinde açıklamalar yapabiliyorlar.

Artık her şeyi açık açık söylüyorlar, yapıyorlar. Neden?

İki nedeni var. Birinci neden, referanduma Evet diyerek toplumumuz, bunca yıkıcı-bölücü harekete karşın yine de partiler kapatılmasın, parti liderleri siyasi yasaklı olmasın istedi, evet diyerek bunu sağladı. Bölücüler için legal ortamlara güvence geldi!

İkinci neden ise, masaya yumruğunu vurup, siz ABD-İsrail uşaklığı yapan bölücülersiniz, teröristsiniz diyebilecek bir iktidarımız yok!

Çünkü iktidar, önümüzdeki 2011 genel seçimlerini kazanıp, “sivil” adı altında yeni bir anayasa çıkartma ve bu anayasa ile Türklüğü, üniter yapıyı Anayasa'dan atma, federasyona geçişe fiilen ve hatta hukuken bir temel oluşturma çabasında. Güneydoğu'daki bölücü taleplere olumlu yanıt verecek bir anayasayı yürürlüğe koyma isteğinde.

Böyle olmasa, bu gidişattan cesaret alınmasa, PKK tutuklusu olarak cezaevinde yatan ve 2007 yılında milletvekili seçilerek cezaevinden çıkan BDP'li Sebahat Tuncel, devletin polisine tokat atabilir miydi???

TEVFiK BiR / 17.04.2011  www.tevfikbir.com


 

7 Ocak 2011 Cuma

Tansu Çiller Cumhurbaşkanı mı Yapılacak?

 
Tansu Çiller Cumhurbaşkanı mı Yapılacak?


Türkiye'yi yöneten gizli krallardan biri olduğuna inandığım “Fetullah Gülen” ilginç bir kişiliktir. Kişiliğiyle paralel enteresan rüyalar görür, bunlardan bazılarını kitaplarında ve videolarında takipçileriyle paylaşmıştır, paylaşır, bu rüyaları tekrar tekrar anlatmaktan da hoşlanır.

Bir de Fetullah Gülen'i rüyalarında gören, Amerika'ya iner inmez gidip elini öpen takipçileri vardır. Bazen aklıma gelir, Tayyip Erdoğan futboldan kopmasaydı bugün bir Hakan Şükür olur muydu ve Hakan Şükür de bugün bir Tayyip Erdoğan! Biz konumuz dönelim.

İşte ben de Fetullah Gülen'inkiler kadar olmasa da ilginç bir rüya gördüm geçen gece. Rüya bu ya, Tansu Çiller Türkiye'nin halk oyuyla seçilen ilk cumhurbaşkanı olmuştu. Rüyamı paylaşayım biraz sizlerle.

“Kadın'a Şiddete Hayır!” propagandasının arttığı bu günlerde, Türkiye'nin bu kötü imajını düzeltmeye de adeta bir katkı olarak düşünülmüş, Tansu Çiller'in cumhurbaşkanlığı.

Türkiye'yi birleştirip bütünleştireceğine inanılmış. Terörün ve terör örgütünün devletle yarışır hale geldiği bu dönemde, zamanında teröre büyük darbeler vurduğu söylenen birinin cumhurbaşkanı olması çok önemliymiş.

Askerin de onay vereceği bir isimmiş. Eşi türbanlı, pardon, kendisi bile türbanlı değilmiş.

Bu gibi nedenlerle cumhurbaşkanı seçilmişti rüyamda. Rüya bu, kimi zaman saçma olur kimi zaman gerçekçi. Acaba bu hangisi?


Uyanınca

Uyanınca düşündüm, olabilir mi acaba diye.

Bir e-posta furyası marifetiyle yıllardır gördük durduk, döne döne eşimizden dostumuzdan bu e-postalar gelip durdu. Özetle “Abdullah Gül ve eşi Çankaya Köşkü'ne taşınmadılar, Dışişleri Konutu'nu boşaltmıyorlar, Dışişleri Bakanı kendi konutuna geçemiyor bu nedenle senelik 1 milyon TL'lik konut Dışişleri Bakanı'na kiralandı” diye.

Kira rakamı senelik 1 milyon TL değil, yaklaşık 650.000 TL. Ama e-postadaki bilgi doğruydu. Bay ve Bayan Gül Çankaya Köşkü'ne resmi olarak ve fiili olarak taşınmadılar. Buna neden olarak da “Hayrunnisa Gül konuta geçmek istemedi” dendi, bir kapris olarak lanse edildi.

Aslında bu haber, bir örtüydü. O konuta “türbanlı” bir başbayanın (fist lady) çıkması “asker” tarafından istenmemişti! Mantık doğru yada yanlış, asker, Atatürk'ün evine türbanlı başbayan sokmamıştır, anayasal olarak da bunu kendisi açısından haklı bulmuştur.

Yazar Yalçın Küçük'ün açıkladığı bilgiler doğrultusunda, Tayyip Erdoğan'ın köşke çıkamadığı ve yolun ister istemez Abdullah Gül'e açıldığı biliniyor. Ancak cumhurbaşkanı ve başbayan olmalarına karşın Abdullah ve Hayrunnisa Gül'ün Çankaya Köşkü'ne taşınmamalarının nedeni bu açıkladığım durumdur. Pazarlıklar, salvolar ve nihayetinde asgari müştereklerde buluşma yaşanmıştır asker ve hükümet arasında, cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde. 2007 yılını hatırlayalım. Aklımızın bir köşesinde de daima Yaşar Büyükanıt-Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe gizli görüşmesi ve ölene kadar saklanacak sırlarının olduğu açıklaması bulunsun, unutmayalım!

Aslında Tayyip Erdoğan ve AKP, hem üniter devleti hafifletmek, federalizme bir adım daha yaklaşmak hem de askerin cumhurbaşkanı seçimindeki ağırlığını/etkisini yok etmek adına yıllar önce planladığı “halkın seçeceği cumhurbaşkanı” modelini getirmiştir. Yada bu model Türkiye'ye dayatılmıştır.

Yine de askerin perde arkasında bu konudaki etkinliği sıfırlanmış olur mu, bilemiyoruz.


Gül'den Sonra Köşke “Kim Çıksın”

Gelelim rüyama. Tansu Çiller, rüyamdaki gibi cumhurbaşkanı olabilir mi? Abdullah Gül'den sonra kim Cumhurbaşkanı olacak?

Tayyip Erdoğan, eğer 2011 genel seçimlerden büyük bir başarıyla çıkmazsa ve AKP, Türkiye'yi bölünmeye götüren bu “geniş” ve küreselci/yapay/şov odaklı devlet yönetiminden vaz geçmezse, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz. Cumhurbaşkanı adayı bile olamayabilir.

Zaten yazar Yalçın Küçük'ün “Tayyip Erdoğan üniversite mezunu değildir” iddiaları yıllardır resmen ve net biçimde yalanlanamadı. Ayrıca yine Yalçın Küçük, Tayyip Erdoğan'ın, cumhurbaşkanı olmasına engel rahatsızlık teşkil eden “Epilepsi/Sara” hastası olduğu iddiasını sürdürmektedir.

Abdullah Gül yeniden cumhurbaşkanlığına adaylığını koymazsa yada bunda anayasal bir sorun çıkarsa, demin açıkladığım nedenlerle Tayyip Erdoğan da cumhurbaşkanı adayı olamazsa, Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı için kimi aday gösterebilir? Malum, Türkiye'de bir süredir cumhurbaşkanı adayları, adaylıklarını açıklamıyor, başbakanlar cumhurbaşkanı adayını tayin ediyor!

Elimizde, Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adayı olarak atayabileceği/seçebileceği adaylar bellidir: Mehmet Ali Şahin, Cemil Çiçek, Bülent Arınç.

ABD'li diplomatlar Bülent Arınç'a, Vikileaks belgelerinde açıklanan ABD resmi diplomatik kayıtlarına göre, Tayyip Erdoğan'ın “Attack dog”u diyorlar. Biz, bunu kibarca “kötü polis” olarak Türkçeleştiriyoruz.

Bülent Arınç'ın, TSK, yargı ve üniversiteler dahil kavga etmediği, hakaret etmediği ve basın önünde tartışamaya girmediği kurum neredeyse yoktur. Siyasi üslubu düşüktür.

Bu kadar agresif, kavgacı, devlet kurumlarını basın önünde yıpratmaya hevesli ve TSK'nın asla sindiremeyeceği bir kişinin, Bülent Arınç'ın, cumhurbaşkanı adayı olma olasılığı, günümüz Türkiye gerçekleri kapsamında neredeyse sıfırdır. Cumhurbaşkanı olabilecek, tarafsız, birleştirici vb. niteliklere sahip değildir.

Cemil Çiçek, Milli Eğitim Bakanlığı görevini yürüttüğü dönemde, bakanlık teşkilatı içinde müthiş bir kadrolaşmaya ve özellikle Fetullahçı kadrolaşmaya gittiği ile ilgili pek çok iddia dillendirilmişti. ANAP'tan AKP'ye gelen ancak genel görünümü itibariyle cemaat içerisinde saf tutan bir kişidir. Bunca iddia varken, Cemil Çiçek için asker olumlu kanaat bildirmeyecektir.

Son aday adayımız Mehmet Ali Şahin'dir. Mehmet Ali Şahin, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa cemaatine yakın durmuş, sempati beslemiş bir isimdir. Şimdi de bu sempatisi ve manevi yakınlığı sürmekte midir, bilmiyoruz. Bugün TBMM Başkanı'dır.

Tarihte pek çok Sabetayist TBMM Başkanı'mız olmuştur. Nakşibendi tarikatına sempati besleyen bir TBMM Başkanı ise, belki bir ilktir.

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın başbakan yardımcılığı görevine getirdiği kişilere bakarsak, bunlardan Abdullah Gül cumhurbaşkanı olmuştur. Abdüllatif Şener, AKP'den istifa edip, bir kısım çarpıcı gerçekleri açıklayıp parti kurmuştur. Peki Mehmet Ali Şahin ne olacaktır, bilemiyoruz.

Tayyip Erdoğan'ın beyanatlarının aksine, kulislerde konuşulduğu gibi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile arasında gizli bir rekabet ve soğukluk var ise, siyasi olarak Abdullah Gül yeniden cumhurbaşkanı adayı olamaz demektir.

Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanı adaylığı için elindeki tek seçenek (asker Tayyip Erdoğan için olumlu ve ılımlı davranmazsa ve yazar Yalçın Küçük'ün iddialarının gerçekliği resmi olarak doğrulanırsa) Mehmet Ali Şahin kalmaktadır.


Tansu Çiller'in Sicili

Terör örgütü bugün, AKP'nin aciz devlet yönetimi nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti'ne açıkça ve TBMM'deki bağlantılı milletvekilleri aracılığıyla ve Türkiye'nin iki bölgesindeki pek çok ilde meydan okumaktadır ve örgüt kendisini bölgede devletleştirmeye çalışmaktadır.


Tansu Çiller'in annesinin çıkınından para çıkması vakasını yada “hizmetçisinin malikanesi” vakasını hatırlayanların pek fazla olduğunu sanmıyorum. Halkımız kara gerçekleri unutmayı sever. Unutan kadar unutturanlarda da kabahat olduğu kesindir.

Uğur Dündar yaklaşık 6 ayda bir Star Ana Haber Bülteni'nde, Tansu Çiller'in kendisini öldürtmek için mafyaya talimat verdiğini (Uğur Dündar'ın yolsuzluk araştırmaları nedeniyle, bu araştırmaların ucunun Tansu Çiller'e dokunabilme riski nedeniyle), talimatı alan mafyöz kişinin ise “Uğur Dündar dürüst iyi biri, onu öldüremem” dediğini söyler durur. Bu ayrıca ARENA programında da haber olarak seyirciye sunulmuştu.

Bu iddia sürekli milyonlar karşısında söylenebiliyorsa ve buna karşı herhangi bir tekzip yayınlanmamışsa, iddia artık doğru kabul edilmelidir.

Aslında Tansu Çiller böyle bir isimdir, Uğur Dündar'ın açıkça zikredebildiği ve sürekli tekrarladığı bu iddiasıyla.

Tansu Çiller'in hanımefendi ve “kadın” imajının ardında, milyonların sevdiği, dürüst bir ismi (milyonların sevmesi de gerekmez, yalnızca “insan” olması ve Allah inancı ve korkusu bile böyle bir işe mani olmalıdır) öldürtebilecek düzeyde gaddarlık yattığını görüyoruz.

Devletin arşivindeki bilgilerle bile Tansu Çiller dönemi, talimatları, bizzat kendisinin bilgisi yada direkt talimatları doğrultusunda gerçekleştirilen açık ve örtülü faaliyetler incelense, sanırım Ergenekon adını 1 ay sonra kimse hatırlamaz olacaktır!

Peki Ergenekon diye yanıp tutuşan, bu konuda yüzlerce açıklama yapan Başbakan Tayyip Erdoğan neden Tansu Çiller dönemine ilişkin “derinlemesine araştırma” talimatı vermemektedir. Madem mafya ve çetelerin kökü kazınacak, madem demokratik bir devlet olacağız, neden Tansu Çiller dönemi devlet arşivleri temel alınarak kovuşturulmamaktadır, soruşturulmamaktadır?

Tansu Çiller – CIA bağlantıları da pek çok araştırmacı yazar tarafından ciddi boyutta iddia edildi, anlatıldı yazıldı.

Halkımız bunu da bilmez, bilemez. İnsanlar her şeyi bilemez, takip edemez. Hele ki bu yoksul dönemde. Toplumumuz bugün genel olarak, Tansu Çiller'in döneminde PKK'nın ağır darbe aldığı söylemini hatırlar, bunu bilir bunu söyler. ABD Tansu Çiller'i, Sistem Tansu Çiller'i sever.

Bu, Tansu Çiller açısından büyük bir kazançtır aslında. İçinde bulunduğumuz bölünme ortamında Tansu Çiller bütünleştirici, birleştirici bir isim olarak sunulabilir. Bu isme, TSK'nın karşı çıkacağını da sanmıyorum. Eldekilerin en iyisi olarak görülebilir. Ayrıca ABD'nin de sevdiği bir isimdir.

ABD'nin Irak işgalinde, ABD tarafında büyük görevlerde bulunan bir isimdi Condoleezza Rice, kadındı. Savaşın öncül aktörlerindendi. Görünenden daha fazlasıydı. ABD'nin eski dışişleri bakanlarından Madeleine Albright da ABD açısından efsane bir isimdi, kadındı, Altın Kızlar dizisinden fırlamış gibiydi. Bugün bu yaşında, Füze Savunma Kalkanı Projesinin yönetmenlerindendir.

Acaba, yakın gelecekte ABD İran'ı vururken, Tansu Çiller Türkiye'nin seçilmiş ilk cumhurbaşkanı olacak mıdır?

Bugün artık Demokrat Parti'de (DP) her gün Tansu Çiller'in adı zikredilmektedir. Hüsamettin Cindoruk'a ve büyük olasılıkla Demirel'e karşın! Hiç önemli değil. Onu genel başkanlık koltuğu açmaz artık, rüyamda kendisini cumhurbaşkanı olarak gördüm çünkü.

Bir rüyadan çıktık nerelere geldik. E Tansu Çiller bir profesörlükten başbakanlığa atanmıştı pardon seçilmişti. Biz de bir rüyadan cumhurbaşkanlığına uzandık, çok mu?!


TEVFiK BiR / 07.01.2011

Telif Bilgisi

© 2009-2017 tevfikbir.com , tevfikbir.blogspot.com. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.

" Tevfik BİR - www.tevfikbir.com " biçiminde kaynak gösterilerek makalelerden alıntı yapılabilir.