Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tayyip Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2016 Cumartesi

ABD, Türkiye İçindeki 40 Yıllık Derin Örgütünü Başarısız Bir Darbeyle Kaybeder mi?


ABD, Türkiye İçindeki 40 Yıllık Derin Örgütünü Başarısız Bir Darbeyle Kaybeder mi?


Devlet içerisinde kripto şekilde ilmek ilmek örgütlenmiş bir yapı. 1950'liler ile oluşmaya başlıyor, 1970'li yıllarda Nurcu/Işıkçı evlerinin olduğunu biliyoruz. “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabının yazarı eski emniyet müdürü Hanefi Avcı 1970'li yıllarda onların evlerinde kaldığını itiraf ediyor.

ABD, o yıllarda nurculuk adıyla bir yapı kurmaya başlıyor ve daha sonra bu yapının merkezine kendi etki ajanı Fethullah Gülen'i yerleştiriyor.

1980 darbesi ertesinde, Kenan Evren'li yıllarda ve artık bilhassa Turgut Özal'lı yıllarda cemaatin devletin içinde etkin ve güçlü bir biçimde kadrolaştığını görüyoruz. 1980'li yıllarda Siyasal İslamın da el vermesiyle çeşitli kurumlara giriş sınav sorularının “mürit”lere verildiğini artık itiraflarla da okumaya başladık. ABD'nin uzun vadeli operasyonu kapsamında, aynen denildiği gibi bir “paralel devlet yapılanması” oluşmaya başladı ve bugünlere geldik.

Fethullahçı mekanizma kendini sağlama almış durumda. Kuleli Askeri Lisesi'nde okuyan devletine bağlı cumhuriyetçi Atatürkçü bir öğrenci kimi arkadaşlarının Fethullaçı olduğunu fark etse ve bu durumda çeşitli rütbelerdeki subay öğretmenlerine dahi güvenmeyerek doğrudan okul komutanının yanına çıksa durumu arz etse, Komutan “tamam evladım, durum kontrolüm altında, endişe etme sen” diyecek ve aslında askeri öğrenci kendi ipini çekmiş olacak. Öğrenci bununla yetinmeyerek durumu tuğgenerale söylese yada ondan da şüphelense yukarı çıka çıka orgenerale ulaşsa ve dese ki “Komutanım, okul komutanımız, şu şu tuğgeneralimiz, korgeneralimiz de işin içinde”. Orgeneral kararlı bir ifadeylegereği yapılacaktır” diyecekti, ama nafile. Öğrencinin durumu ihbar edebileceği hiçbir rütbeli/yetkili yada mekanizma kalmamıştır. Sistem, kontrol mekanizmaları da dahil ele geçirilmiştir.

Aynı hikayeyi polis için de, bir istihbarat mensubu için de, maliyede çalışan bir müfettiş için de geçerlidir, örnekleri çoğaltmak mümkün.

MGK'da karar alıcı ve alınacak kararlar hakkında diğer üyeleri etkileyici pozisyonda bulunan orgeneraline, hava kuvvetleri komutanına kadar, valisine kaymakamına, genel müdürüne müsteşarına, emniyet müdürüne daire başkanına jandarma alay komutanına mit mensubuna kadar. Bu yapı, devletteki "karar alıcı" elemanları-müritleri vasıtasıyla devlet adına kararlar almış, kimi kararları da devlet aleyhine ABD lehine değiştirmiştir.

Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan hepsi bir şekilde bu f-tipi elemanlar vasıtasıyla bu yapının çemberinde kalmıştır, sırlarının da gitmemesi gereken yerlere ulaştırıldığını anlayabiliyoruz. Devletin alacağı gizli kararlar dahi dinlenmiştir. Genelkurmay Başkanının odasındaki konuşmalar, alınan kararlar ve yapılan gizli görüşmeler, 40 yıldır pek çok devlet sırrı ABD'ye akmıştır.

Detaylı yazmaya gerek yok, küçük çaptaki Fethullahçı torpilli yükselmeler hemen herkesin etrafında yaşanmış, şahit olduğumuz olaylar. Büyüklerinin varlığını ise 15 Temmuz 2016 ile hepimiz gördük.

Peki, 15 Temmuz darbesiyle ne yapılmak istendi? Biraz düşünelim. Darbenin amacı cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı öldürmek ve/veya yönetimi ele geçirmek miydi? ABD, Tayyip Erdoğan'ı öldürmek isterse sanırım bunun için topyekün bir darbe yapmasına gerek yoktur. Turgut Özal'ı hatırlamak yeterli.

Peki ABD darbe vasıtasıyla Türkiye'nin yönetimine el koymak isterse? Bunu yapmak için Fethullahçılara muhtaç mıdır? 28 Şubat döneminde değildi, bence yine değildi. Darbe dışı yollarla bile Erdoğan hükümetini devirebilirdi.

Ayrıca ABD, bir darbe uğruna neden 40 yıllık Türkiye derin işgalini tehlikeye atsın. Genelkurmay başkanının odasına bile çok rahat böcek yerleştirebilen, orgeneralleri valileri olan bir yapı, devletin her türlü gizli bilgisine istediği gibi erişebilen, Kozmik Oda'ya savcıyı sokmayı bırak zaten kozmik bilgileri devletin yetkilileri aracılığıyla alabileceği anlaşılan bir yapı, 40 yıllık Pentagon-CIA operasyonu (projesi denilemez çünkü gerçekleşmiş ve görevde olan bir yapıdır, istihbarat tabiriyle operasyondur) bir darbe uğruna tehlikeye atılır mı? 40 yıldır bu denli başarılı Fethullah operasyonunu yöneten, daha önce de Türkiye darbeleri hep başarılı olan ABD, 40 yıllık Fethullah operasyonunu deşifre etme pahasına darbe başlatacak ve bu darbe girişim aşamasında başarısız kalacak!

Ben buna ikna olmadım. Ben bunun ABD tarafından gerçekleştirilmiş şov/tiyatro/maske olduğunu düşünüyorum. Evet ABD, Fethullah cemaati ile mevcut hükümete darbe gerçekleştirmek istedi ancak bunu başarısızlık üstüne kurdu. Fethullahçılar deşifre oldu ve hükümet bunları kadrolardan temizlenmeye ve cezalandırmaya başladı. İşte sanırım ABD de tam olarak bunu istiyordu.

İşte bundan sonra bu gelişmeler üstüne yürüyecek esas ve çok daha büyük, hayallerin ötesinde bir operasyonu olacağını düşünüyorum. 40 yıllık Fethullah operasyonunun deşifre olmasına değecek olan şey bir darbe değil, başarısız sonuçlanacak darbe sonrası yaşanacak yeni ve büyük bir operasyondur.

Döneminin en büyük uyuşturucu kaçakçısı Kolombiyalı Pablo Escobar'ın ABD kıyılarında tam 2 ton kokaini yakalanır. Bu ABD polisinin tek seferde yakaladığı tarihinin en büyük uyuşturucusudur. Polisler ertesi gün gazetelerde televizyonlarda kahraman ilan edilir. O polislerin ve ABD halkının bilmediği bir şey vardır. Aslında o uyuşturucuyu Pablo Escobar bilerek yakalatmış ve dikkatleri oraya çektiği esnada ABD'ye denizden tam 20 ton kokain sokmuştur. Bu da Pablo'nun kendi rekorudur.

ABD'nin yeni operasyonun hedefinde Türkiye'nin olacağı kesin. Ama ne için hangi yolla kimler aracılığıyla neler planladılar, bunun yanıtını görmek için Pentagon ve CIA'ye bakmak gerekiyor.

Ve, bu yeni operasyonu uygulamak adına ve Fethullahçıların darbeyi başlatmaları adına Pentagon ve CIA'de Türkiye üstüne çalışan ve buna karar kılan ekip ve evet diyen birim müdürleri/şefleri, kesinlikle bu operasyon ve planları son aşamada ABD Başkanı Barack Obama'ya sundular ve onayı aldılar. Başkan'dan onaysız darbe girişimi asla başlatılamaz.

Eğer amaçları göründüğü gibi sadece “Türkiye'de mevcut hükümeti yıkıcı bir darbe” ise, başarısız olmasından ötürü ve Türkiye içindeki derin yapılarının deşifre ve tasfiye olmalarından ötürü ekibin bu birimden alınması ve müdürün/şefin koltuğunu kaybetmesi kaçınılmazdır. CIA'de ilgili birimde bir müdür değişikliği olmazsa, ki bunu sanırım Türkiye fark edebilir/öğrenebilir, operasyonun iddialarım doğrultusunda devam ettiğinin ipucudur.

Devlet buna karşı hazırlık yapmalı, Türk Milleti ise uyanık ve cesur olmalıdır. Düşman bizi öldürebilir, yavaşlatabilir ama asla yenemeyecektir. Zamanında kitabımda da yazdığım şekliyle “Dış Tehdit ABD”dir.

TEVFiK BiR / 23 Temmuz 2016

7 Şubat 2013 Perşembe

AKP'nin Kürdistan Haritası - 3




AKP’nin Kürdistan Haritası – 3

AKP, PKK’nın 10-20 yıl önceki görüşlerinin/taleplerinin vücut bulduğu bir parti olmuştur. Bu, siyasi içerikli, politik kaygılı bir yazı değildir. Her şey belgelidir.” cümleleriyle başlayarak yazdığım, AKP’nin yol haritasını madde madde incelediğim ilk iki yazıya, bu üçüncü yazıyla devam edelim.

Önceki yazıları okumak için tıklayın AKP’nin Kürdistan Haritası – 1 , AKP’nin Kürdistan Haritası – 2 )


AKP’nin Yol Haritası


Madde-28: Yargı birliğinin sağlanması

Hukuk eğitimi almış her kişinin anlayacağı açık bir ifadedir. Yargı birliğinin sağlanması aslında çok genel/geniş bir ifade olmakla birlikte, Yargıtay ve Askeri Yargıtay, Danıştay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi sivil-askeri yüksek mahkemeli yapının yıkılıp, Askeri Yüksek Yargı organlarının kapatılacağı bir sisteme geçişin ifadesidir. Askeri hukukun sivil hukuka bağlanması, askeri mahkeme kararlarına itirazların sivil mahkemelere yapılması sonucunu doğuracaktır. AB’nin yıllardır Türkiye’ye dayattığı koşullardan biridir. 


Madde-29: Askeri okullardaki müfredatın yenilenmesi

Hükümet, cumhuriyete ve onun niteliklerine ve onun kuruluş felsefesine bağlı bir ordu istememektedir. Bunun için, cumhuriyetle ve onun yenilikleriyle/devrimleriyle ilgili olan dersler en alt düzeye indirilecektir. Fetullahçı subayları-astsubayları rahatsız etmeyecek bir müfredat kurulacaktır. Fetullah Gülen’in ifadelerinden yola çıkarak söylersek, ordu da cemaatin hakim olacağı bir yapının kontrolüne girecektir. Müfredatın iptali için dava açılacak olursa, gidilecek yer Askeri Yüksek İdare Mahkemesi değil Danıştay olacaktır..!


Madde-30: Kürtçe tercümanlık (kamu hizmetlerinde)

Madde-22’de anadilde kamu hizmetlerine erişim vardı, ikinci yazıda bahsetmiştik, bu maddede de onun yetmediği/yetişemediği yerler için bir çözüm olarak “Kürtçe tercümanlık” ayağı düşünülmüş. Hemşince bilen ancak Türkçe bilmeyen Karadeniz’de yaşayan vatandaş avucunu yalasın..! Her şey Barzani ve onun Kürtleri için. İsrail’in ve ABD’nin ve nihayet SİSTEM’in hizmetindeki Kürtler, bu dönemde “kral” olacaklardır. Anadili umursayan kim, yeter ki Türkiye bölünsün, Büyük İsrail için maske devlet Kürdistan kurulsun ve bir ayağını Akdeniz’e atsın.


Madde-35: Jandarmanın kolluk hizmeti sunan sivil bir yapıya dönüştürülmesi

Jandarma teşkilatı her ne kadar İçişleri Bakanlığı’na bağlı olsa da sonuçta Jandarma Genel Komutanlığı, askeri bir yapıdır ve mevcut hükümet bu yapıyı sivil bölgelerden ayırmak ve Jandarmayı tamamen kaldırmak istemektedir. AKP’nin zaman içinde kaldırmayı düşündüğü “zorunlu askerlik” ve yerine getirmeyi düşündüğü “ücretli gönüllü askerlik” uygulaması için, Jandarma Teşkilatı’nın kaldırılması ve ilçelerden/illerden çıkartılması gerekmektedir.


Madde-36: Entegre sınır yönetim sisteminin hayata geçirilmesi

Bu da bir üstteki maddeyle bağlantılı bir konudur. Entegre sınır yönetimi ile Asker-Jandarma sınır yönetiminden alınacak, sınırı polis ve kurulacak sivil yapı koruyacaktır. Zaman içinde, sınır güvenliklerinin taşeron firmalara (ağır silahlara ve özel teçhizatlara sahip özel güvenlik şirketlerine/ABD’deki gibi) verilmesinin de önü açılacaktır. AB’nin yıllardır Türkiye’ye direttiği konuların başında gelir bu mesele. Ama bizim komşularımız Finlandiya, Norveç, Almanya değil ki..! Geçtiğimiz on yıl içinde ABD Irak’a girdi, Rusya Gürcistan’ı vurdu, Suriye’de dış etkili iç savaş yaşanıyor, İran şer ülkelerin hedefinde… Daha yakın tarihte Ermenistan, komşusu Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ’ını işgal etti…


Madde-57: Nüfusunun 3’te ikisi büyükşehir belediyesi sınırlarında yaşayan bir Türkiye

Bu maddeyi aslında 56 ve 58. maddelerle birlikte okumak gerekir. Madde ellialtı “Köylere imar” ve madde ellisekiz “Yeni bir köy kanunu”ndan bahsediyor. Büyükşehir Belediyeleri, federal/eyaletli yapıya geçişin temeli olacak. Bilindiği üzere bu hükümet zamanında büyükşehir belediye kanunu ve il özel idaresi kanunları yenilendi. Büyükşehir belediye sınırı, bazı illerde vilayet sınırına eşdeğer oldu. Nüfusun üçte ikisinin büyükşehirlerde yaşaması için ya köyler boşaltılıp herkes kentlere göçmek zorunda kalacak (ki olanaksız) yada az önce belirttiğim gibi pek çok ilde büyükşehir belediye sınırı, tıpkı İstanbul gibi, vilayet-il sınırıyla bir olacak. Terör örgütü PKK literatüründe Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Baydemir’e “Amed Eyalet Valisi” deniyor, o gözle bakılıyor; yeni sistemde bu terörist Baydemir tüm Diyarbakır’ın başkanı olacak. Daha fazla yetkili belediye başkanları, onları destekleyen bu yapının parçası Kalkınma Ajansları, daha az yetkili valiler ve il özel idareleri.


Madde-60: AB hedefinden şaşmamak

Ekim.2012’de bu AKP Yol Haritası açıklanmıştı. Üstünden daha dört ay geçti, Başbakan Erdoğan “AB’ye girmek zorunda değiliz, vaz geçebiliriz, Şangay Örgütü’ne katılabiliriz” diyor. Zaten bir söylediğini yıkıp başka bir şey söylemezse, Başbakan kendisini huzurlu hissetmiyor, sıfır tutar politikası. Başbakan, AB’den sıkıldıysa ve yeni arayışlar içindeyse, Yol Haritasından bu 60. maddeyi çıkarsın ve AK Parti programını değiştirsin. 


Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi programında AB ile ilgili şunlar yazıyor, ”Türkiye, Avrupa Birliği ile ilişkilerinde taahhütlerini ve üyelik için öteki aday ülkelerin de yerine getirmesini istediği şartları bir an önce sağlayacak…”. Yani AKP, müzakere bile etmeyeceğim, AB ne emrederse, hatta AB üyesi bizimle aynı koşuldaki ülkeler de ne emrederse ben yaparım, diyor. Tayyip Erdoğan yine Millete yalan söylüyor. Avrupa Birliği’nden vaz geçeceği falan yok, aksine emrin başım üstüne diyor, var mı bunun ötesi? Samimiyet, sözle değil icraatla olur. Hadi değiştirsinler parti programlarını?!


Özetle, AKP’nin açıkladığı yol haritasında, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin üniter yapısının yıkılıp federatif-eyaletli yapının kurulacağı, bu eyaletlerden en önemlisinin Kürdistan olacağı ve mevcut cumhurbaşkanlı-başbakanlı sistemin kaldırılıp yerine “Bay Başkan”lı sistemin geleceği madde madde ilan ediliyor. Terör örgütü PKK’nın 30 yıldır her türlü kara propagandayla ve katliamlarla almaya çalıştıklarını bu hükümet terörist Abdullah Öcalanlı (adına İmralı diyorlar) masada vereceğini ilan ediyor. 


SİSTEM’in talepleri bir bir gerçekleşiyor, Türkiye dize getirilmiş ülke konumunda. İsrail, amacına bir adım daha yaklaşıyor, örtülü olarak topraklarını ve hakimiyet alanını genişletiyor. (Sistem: Dünyayı yöneten derin güç. Yani, CFR, Bilderberg, Trilateral ve bunların altında yer alan irili ufaklı örgütler ve bunların yöneticisi olan her milletten gelen ancak milliyet farklılığına önem vermeyen, adeta paraya tapan, İbrani asıllı yapı, şeytanın kralları.)


Ben İsrail’in yerinde olsaydım, İsrail’de seçimden zaferle çıkan partinin lideri olsaydım, hiç vakit kaybetmeden İsrail Devlet Yüksek Övünç Madalyası-Yüksek Hizmet Madalyası/Nişanı… artık adı her neyse en yüksek derecedeki bir madalyayı Tayyip Erdoğan’a ve Abdullah Gül’e verirdim. Dünyanın en itibarlı (ADL’nin verdiği) Yahudi Cesaret Madalyası’nı hak ederek “Işıklandırılan” Tayyip Erdoğan’a, En Yüksek Cesaret Madalyaları verilmelidir. Bundan büyük HİZMET olur mu? BOP’a HİZMET yolunda..!


TEVFiK BiR / 07.Şubat.2013


www.uyaneyturkgidiyoruz.com  “Bu kitabı iyi ki okumuşum” diyeceksiniz.
Kitapyurdu, D&R, Idefix gibi internet kitapevlerinden ve D&R mağazalarından temin edebilirsiniz.

8 Nisan 2012 Pazar

Tesadüfler "Sınırı Aşmak" Üzere





Tesadüfler “Sınırı Aşmak” Üzere


Coğrafyamızda çok sıcak gelişmeler oluyor. Bu gelişmeler Sistem'in Suriye'ye yakında bir müdahale içinde olabileceğinin sinyallerini veriyor.

Hatay sınırındaki kamptaki mültecilerin Kilis'e aktarılması ilgi çekici bir durum. Yeni göç dalgalarına karşı Gaziantep ve Şanlıurfa'da yeni kamplar inşa ediliyor, sanki olası savaşa hazırlık yapılıyor!

CIA Başkanı, Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşüyor. Başbakan Erdoğan, Başkan Obama ile uzun bir görüşme gerçekleştiriyor. Tayyip Erdoğan dostluğunu, Barack Obama yakın arkadaşlığını ilan ediyor. Üst düzey bilgi akışı, üst düzey “övgüler” aktarılıyor. “Suriyenin Dostları Grubu” adı altında İstanbul'da bir “paylaşım” toplantısı düzenleniyor ve simasında zakkumun çiçeğini taşıyan Hillary Rodham Clinton da toplantıya katılıyor, Başbakan Tayyip Erdoğan dahil Türk yetkililerle üst düzey görüşmeler gerçekleştiriyor. Diplomatik trafik, diplomatlar ve askerler düzeyinde ve hatta en üst düzeyde yoğun bir biçimde sürdürülüyor. Türk NATO subayları ve Pentagonlu Türk subayları müttefikler arasında mekik dokuyor.

ABD-Rusya, Türkiye-Çin arasında kapalı kapılar ardında görüşmeler yaşanıyor. ABD ve Rus donanmaları coğrafyada varlıklarını ve hareketliliklerini artırıyor.

Yalnız askeri ve diplomatik alanlarda değil, finansal alanda da hazırlıklar yapılıyor. Türkiye'deki bazı bankalar Suriye üzerine “acil” önlemler alıyor. Suriye'de olaylar başlayalı bir yılı geçmiş olmasına karşın, sanki bir işaret almışcasına “acele” edilmeye başlanıyor!

* * *

Aselsan [Aselsan (Askeri Elektronik San.) Elektronik Sanayi), Türkiye'nin önemli ve stratejik firmalarındandır. Dünya çapında bir firmadır, pek çok ülkeye ihracat yapar. Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın verdiği ihalelerin genel kazananıdır, en kötü ihtimalle ihaleyi kazanan diğer şirketin iş ortağıdır, taşeronudur. Genel olarak, TSK'nın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik üretim yapar, AR-GE çalışmalarında bulunur, ayrıca piyasaya da iş yapar.

ASELS hisse senedindeki bazı hareketler dikkat çekici. Citibank Yabancı N.A. aracı kurumu, yılbaşından günümüze kadar (02.Ocak-06.Nisan tarihleri arasında) sahibi olduğu 4.3 milyonluk lotuna 7.3 milyon lot ilave etti ve şirketin halka açık kısmınındaki sahipliğini %12'den %32.6'ya çıkardı! Citibank Yabancı, bu 7.3 milyon lot net alımının 4.5 milyon lotunu 10 TL ve üstü fiyatla 19.Mart-06.Nisan tarihleri arasında gerçekleştirdi. Citibank yabancı yılbaşından bu yana ve özellikle son yirmi günde neyi/hangi beklentiyi satın almaya başladı?

* * *

Türkiye'nin Şam Büyükelçiliği 26.Mart tarihi itibariyle tüm faaliyetlerini geçici olarak askıya alma kararı aldı ve tüm büyükelçilik personelini Beyrut üstünden tahliye etti. Büyükelçiliğin konsolosluk şubesi de 22.Mart.2012 itibariyle faaliyetlerini durdurmuştu. 16.Mart tarihinde de Suriye'deki Türkler için yurda dönüş yapmaları “kuvvetle tavsiye” edilmişti! THY de, 01.Nisan itibariyle Suriye'ye olan tüm uçuşlarını “uçuş güvenliği” nedeniyle durdurdu.

Yine mart aynın son haftası itibariyle Norveç ve Belçika da; İngiltere, İtalya, Kanada, Fransa, İspanya, ABD ve Suudi Arabistan gibi belli başlı ülkelerin ardından Şam Büyükelçiliği'ni kapatan ülkeler kervanına katıldı.

Türkiye'nin hassas ve stratejik kurumlarında son haftalarda fazla mesai yapılmaya başlandı, personel yoğun çalışıyor!

Euronews'te, CCTV News'te, France24'te ve diğer yabancı kanallarda son haftalarda Türkiye üst sıralarda haber olarak yer almaya başladı. Haberin içeriği ne olursa olsun, Türkiye bir şekilde haber. Terör, Türkiye'deki Suriyeli mülteci kampları, deprem... Türkiye'den bir önceki yada bir sonraki haber ise mutlaka “Kürdistan” yada “Suriye” oluyor. Bu ilgi nereden doğuyor?

Kofi Annan, eski BM Genel Sekreteri, Güney Afrika Yahudileri'nden. Uyan Ey Türk Gidiyoruz adlı kitabımda kendisinden ve soyadının Tevrat'taki kökeninden bahsetmiştim (Clinton ailesi de kitapta yer alan kişilerden). Kofi Annna Siyonisttir, İsrail aşığıdır. Suriye konusunda BM Özel Temsilcisi oldu, “barış sağlayacak”(!) adımlar atmaya çalışıyor. Sistem'in adamıdır. Türkiye'ye-KKTC'ye-rahmetli Rauf Denktaş'a karşı yaptığı, Denktaş'ın “hayır” dediği Annan planının isim babasıdır. ABD'nin Irak'ı işgalinden önce Colin Powell'ın yürüttüğü ikna çabalarını bu sefer BM maskesiyle Kofi Annan yürütmektedir. “Esad, değişime karşı duramaz” ve “Esad beni şok etti” açıklamaları dikkat çekicidir.

Esad'a tanıdıkları süre 10.Nisan tarihinde doluyormuş. Peki sonrasında ne olacak? Binlerce kişiyi öldürdüğü iddia edilen bir diktatör, Esad devrilecek ve onun yerine 1,5 milyon Suriyeli işkencelerle, tecavüzlerle öldürülüp demokrasi mi kurulacak, Irak'taki gibi?

Sistem, Esad ve onun akraba yönetiminden nefret ediyorsa, tek derdi bu adamları/aileyi yönetimden uzaklaştırıp Suriye'ye “demokrasi” getirmekse bunu, istenmeyen en üst (örneğin) 10 kişiye suikast yaparak halledemez mi? Sistem'in, yerine göre darbelerle, suikastlerle, kazalarla(!) değiştirdiği yönetimlerin tarihini anlatan bir kitap yazılsa, 24 cildi aşar, hatta ansiklopedi olur.

Demek ki asıl dert yönetim yada Esad değil; Suriye'ye girmek, kalmak, toplumu piyasalaştırmak, para-petrol-suyu şirketlere verip bölgede hakimiyeti sağlamak, Filistin'in bağını kesmek ve Filistin'i düşürmek, İran'ı yalnız bırakmak, Irak'tan sonra Suriye'de de Kürtlere devlet (özerk bölge) vermek, günümüz 200 küsur devletli dünyasından 1000 küsur devletli dünyaya, 7 milyarlık dünyadan daha az nüfuslu bir dünyaya geçmek...

Birkaç örnek sunmaya çalıştım. Irak'ın işgalinden önce gördüğümüz, tanık olduğumuz süreç Suriye için de, güncel fakat aynısı olarak yürüyor. Açıklamalar, devletler arası yoğun görüşmeler, pazarlıklar, iknalar, askeri ve istihbari hareketlilik, finans sektörünün aldığı önlemler, finansal harp ve ambargolar... Bir öncekinde kimyasal silahlar bahane iken bu sefer ülkede yarattıkları kaotik ortam vesilesiyle yaşanan trajik ölümler, karşılıklı katliamlar bahane. Önce Müslüman Müslüman'a karşı, sonra Siyonist Haçlı Ordusu ve müttefikleri Müslüman'a karşı...

“Esad, 10.Nisan'a kadar ordusunu çeksin, (bizim silahlandırdığımız) muhaliflere müdahale etmesin” diyorlar ve ekliyorlar “çekilmezse...”

TEVFiK BiR / 08.Nisan.2012

www.uyaneyturkgidiyoruz.com “Bu kitabı iyi ki okumuşum” diyeceksiniz.

9 Ağustos 2011 Salı

Felaket İyi Şeyler Olacak



Felaket İyi Şeyler Olacak


Türkiye'de felaket, acayip, süper, çok “iyi şeyler” oldu, oluyor ve de olacak(!) Türkiye demokratikleşiyor, ileri demokrasiye eriyoruz(!)

Basın özgürlüğü, yakında “ileri basın özgürlüğü” yada “üst düzey basın özgürlüğü” olacak(!)

Yayın özgürlüğü kavramının yerine “maşallah yayın özgürlüğü” kavramı gelebilir, Allah bu özgürlüğü nazarlardan saklasın!

O kadar ileri düzeydeyiz ki bu hızla yakında havalanıp uçabiliriz(!) Medyamız uçabilir. O zaman da inşallah medyamıza, “uçuk medya” diyeceğiz.

Bu “uçuk”luk, “ileri”nin bir adım ötesi olacak. Mesela, ileri demokrasinin ötesi uçuk demokrasi olacak! Uçuk demokrasi, hayallerin ötesindeki demokrasidir.

Basın yayında şölen havasında ileri demokrasiyi yaşıyoruz(!) Son yıllarda pek çok yazar, gazeteci çeşitli nedenlerle ekranlarımızdan, gazetelerimizden yani göz önünden kayboldular, geriye atıldılar, içeri atıldılar, gözden çıkarıldılar, susmak zorunda bırakıldılar.

Onlar, ileri demokrasinin yarattığı yüksek basınç nedeniyle düşme tehlikesi geçiren “medyanın”, düşmemek adına, “üstündeki ağırlığı azaltmak” adına aşağı attığı isimlerdi.

Toplumun, bu aşağı atışların bir kısmından haberi oldu, bir kısmını duydu ama fark edemedi, bir kısmından ise zerre kadar bile haberi olmadı.

Bu yazının konusu, şölen yaşadığımız bu ileri dönemde(!), aşağı atılan isimlerin bazılarının hatırlatılmasıdır. Bu yazının bir devamı olacak bir başka yazıda ise, ekranlarda bize yaşatılan “şölenin” örneklerini, “ileri demokratik kanallarımızı” ve bunların gerçek yüzünü sunmaya çalışacağım.


İleri Demokraside Geriye Atılanlar

Banu AVAR – Gazeteci, belgesel yapımcısı, yazar: TRT1-TRT2Sınırlar Arasında. “Gerçekleri çok fazla anlatması” nedeniyle, ABD-İsrail-Gürcistan ve İsveç büyükelçiliklerinin yaptığı baskıyla 2004 yılından beri sürdürdüğü programı yayından kaldırıldı (2008). Daha önce de 1999-2004 yılları arasında çalıştığı TV8 tarafından Attila İlhan, Erol Manisalı ile birlikte işine son verilmişti. Şu an Kanal99 'da “Banu Avar'la Dünya Düzeni” programını yapıyor.

Ruhat MENGİ – Gazeteci, program yapımcısı, yazar: STAR TVRuhat Mengi ile Her Açıdan. Yayında olduğu pazar günleri, kanalının en yüksek rating'ini alan, günün en çok izlenen programları arasında yer alan program hiçbir gerekçe gösterilmeden yayından kaldırıldı (2010). Şu an Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapıyor.

Emin ÇÖLAŞAN – Gazeteci, yazar: HÜRRİYET GAZETESİKöşe Yazarlığı. 22 yıl boyunca Hürriyet Gazetesi'nde köşe yazarlığı yapan Çölaşan, patronu Aydın Doğan tarafından Ertuğrul Özkök aracılığıyla yazılarını yumuşatması istenince, gazetesinden ayrılmak zorunda kaldı (2007). Bu olay, baskılar sonucu yazarların, gazetecilerin işlerinden oldukları, mesleklerini bırakmak zorunda kaldıkları “ileri basın özgürlüğü” dönemine dair kamuoyunun dikkatini çeken önemli bir olay, kırılma noktası olmuştur. Daha sonra “Kovulduk Ey Halkın Unutma Bizi” adlı kitabı çıkardı. Şu an Sözcü Gazetesi'nde yazıyor.

Hulki CEVİZOĞLU – Gazeteci, program yapımcısı, yazar: AVRASYA TVCevizkabuğu. Yeniçağ GazetesiKöşe Yazarlığı. Ergenekon sanığı olarak tutuklanan Mustafa Özbek'in, cezaevinde olduğu dönemde, kanalda yaşanan mecburi değişimler nedeniyle programı sona erenlerden(2010). Daha önce de ATV'de Cevizkabuğu programını yaptığı dönemde, programın o haftaki konuğu dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş olacağı için, kanalın o dönemki patronu Dinç Bilgin'in “Rauf Denktaş'ı programına çıkarma” telkinlerine boyun eğmeyerek kanaldan ayrılmıştı. Ergenekon soruşturması kapsamında 29.Nisan.2011 tarihinde ifadesi alındı, seçimlerden sonra 15.Haziran.2011 tarihinde kurulduğu günden bu yana köşe yazarlığı yaptığı Yeniçağ Gazetesi'ne, köşe yazarlığına ve program yapımcılığına “Elveda” başlıklı yazısıyla veda etti!

Oktay EKŞİ – Gazeteci, yazar: HÜRRİYET GAZETESİBaş Yazarlık. Karadeniz Bölgesi'nde yapılan hidroelektrik santrallerini eleştirmek adına AKP'ye karşı, başlığı çok tepki çeken “Analarını bile satan zihniyet” adlı yazısı nedeniyle, bundan dolayı özür içerikli bir yazı yayınlamış olmasına karşın, 44 yıl mensubu olduğu ve 36 sene başyazarlık yaptığı Hürriyet Gazetesi'nden ayrılmak zorunda kaldı (2010). Şu an CHP İstanbul milletvekili.

Nihat GENÇ – Yazar, program yapımcısı: AVRASYA TVVeryansın. Kendine has diliyle yaptığı programlar çok ilgi çekti. SKY TÜRK'te Serdar Akinan ile yaptığı “Ne Var Ne Yok” programına, kanala yapılan baskılar nedeniyle son vermek zorunda kaldı. Ardından Avrasya TV'de “Veryansın” adlı programına başladı. Bir kaç kere ara verilen ve sonra yeniden başlayan program 2011 yılında tamamen bitti. “Güneş Pensilvanya'dan Doğdu Doğacak” yan başlığını taşıyan “Gücüm Buraya Kadar Bağışlayın” yazısı ile de yazarlığa veda ettiğini açıkladı (2010). Şu an, ara ara odatv internet sitesine yazılar yazıyor.

Vural SAVAŞ – eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı: SÖZCÜ GAZETESİKöşe Yazarlığı. “Yazarak hiçbir şeyin düzelmediğini anladım.” ve “Ben de bu satırları bitirdiğim an kalemimi kıracağım, iç düşmanlarımızın ve onları destekleyen emperyalist güçlerin 'Allah belasını versin'” diyerek köşe yazarlığını kendi isteğiyle bıraktı (2011).

Sami SELÇUK – eski Yargıtay Başkanı: STAR GAZETESİKöşe Yazarlığı. Star Gazetesi üst yönetiminden, görüş farklılıkları nedeniyle baskı görmesi sonucu gazeteden ayrılarak yazarlığı bırakmak zorunda kaldı (2010).

Necati DOĞRU – Gazeteci, yazar: VATAN GAZETESİKöşe Yazarlığı: “İstanbul'da kaç Aytaç Durak Bulunuyor” başlıklı köşe yazısı gazetesinde yayınlanmayınca Vatan Gazetesi'nden ayrıldı (2010). Şu an Sözcü Gazetesi'nde yazıyor.

Nedim ŞENER – Gazeteci, yazar: MİLLİYET GAZETESİKöşe Yazarlığı: Hükümete yakın isimlerden Demirören-Karacan ortaklığının Milliyet Gazetesi'ni satın almasının ardından 1994 yılından beri çalıştığı ve köşe yazarlığı yaptığı gazeteden ayrılmak zorunda kaldı. Şu an Silivri cezaevinde tutuklu bulunuyor.

Haluk ŞAHİN – Gazeteci, program yapımcısı: TV8Doğrusunu Söylemek Gerekirse. Tam 10 yıl boyunca TV8 Ana Haber bülteninde Doğrusunu Söylemek Gerekirse adlı köşesiyle günün yorumunu yapan usta gazeteci, “Güncelin istibdadından kaçıyorum yoksa medyadan ayrılmıyorum” sözleriyle programına son verdi (2011).

Ferai TINÇ – Gazeteci: HÜRRİYET GAZETESİKöşe Yazarı. Hürriyet Gazetesi'nin 28 yıllık yazarı, “Hevesim kaçtı. Bir yıldan beri üzerinde düşündüğüm, hazırlık yaptığım ve olgunlaştırdığım bir karar.” açıklamasıyla geçtiğimiz günlerde gazeteden ayrıldı (2011).

Sabahattin ÖNKİBAR – Gazeteci, program yapımcısı: YENİÇAĞ GAZETESİKöşe Yazarı. Yaşanan son örnektir. “Hz. Muhammetsiz İslam Olur mu?” başlığı ile Gülen cemaatini eleştiren makalesinin, Yeniçağ'ın bazı bölge baskılarında yer almadığı açığa çıktı ve bunun üstüne Sabahattin Önkibar, Yeniçağ Gazetesi Ankara Temsilciliği görevinden ve gazete yazarlığından ayrıldı (2011).

NTV ÇALIŞANLARI: NTV kanalında yaşananları Can Dündar'ın ağzından okuyalım “Sonunda programlarımız (sırasıyla Çiğdem'in, Mirgün'ün, Nuray'ın, Banu'nun, Ruşen'in, benim) peşpeşe yayından kalkınca, Mirgün'ün kehanetinin gerçekleştiği ve en azından bizler için, 'her şeyin sonuna gelindiği' anlaşıldı... Aslında uzunca bir süredir medyada geniş bir tasfiye yaşanacağı, 'yeni dönem'de bazı gruplara, kanallara, gazetelere, kadrolara, isimlere yer olmayacağı yazılıyor, söyleniyordu. Birçok medya organı da bu tasfiyeyi zamana yayarak yaşamış, yeni döneme sessizce uyum sağlamıştı. Ama NTV öyle prestijliydi ki, en çok tartışılanı o oldu... Bir yerde olmazsa başka bir yerde, şimdi değilse ileride, habercilik tıkanırsa köşelerde, orası da kapanırsa kitapta, senaryoda, filmde, dizide, nette, derste, bildiğimizi, inandığımızı söylemeyi sürdüreceğiz.

Can Dündar, bu ileri demokrasi ve ileri basın özgürlüğü dönemindeki “geçiş sürecini” aktarmış ve geleceğe yönelik de işaretleri vermiş. Tespitler doğru.

Ancak bu döneme geçişe hepsi (NTV'si, HaberTürk'ü, SkyTürk'ü, CNNTürk'ü vesairesi) bilerek yada bilmeden aracı oldular. Terör örgütünün saldırılarını ve faaliyetlerini “insanlık mücadelesi” olarak lanse edenler hep bu ekranlardan bizlere seslendiler ve bizlere “aydın” olarak sunuldular.

BDP mitinglerine katılıp da “orada çok güzel bir hava vardı, orası çok başkaydı” diyenler yada terör örgütü pkk yöneticisi Murat Karayılan ile Kandil'de görüşüp taleplerini halka pompalayanlar, hep onların yakın arkadaşlarıydı, ekran onlarındı, manşetler onlarındı.

Kimi zaman TSK'ya, kimi zaman da polise düşmanlık yapanlar ve kurumları kamuoyu önünde değersizleştirmek isteyenler onların programlarındaydı. Bir sakin mizaçlı vatansever isme karşı iki agresif Sistem yanlısını tartıştıranlar, Atatürkçü vatansever isimlere ekranlarını kapatanlar, onlardı. “Maymun'un aslan yavrusuna biberonla süt içirmesi” haberini verirlerken, yolsuzlukla ilgili haberleri unutturanlar, onlardı. En çok tıklanan video görüntülerini yada Mobese kaza görüntülerini verirken, İran'ın Irak'a girip PJEK'ı vurup Kandil'e harekat düzenlediğinin haberini vermeyenler, Türkiye'nin ABD'ye rağmen K.Irak'taki PKK kamplarına operasyon düzenleyemeyeceğini iddia edenler, özgüvenimizi yitirtenler, onlardı.

İleri demokraside, tasfiye, bu boyuttadır. Önce onlar tasfiye ettiler, dönüşüm sağlanırken de kendileri tasfiye oldular, oluyorlar.

* * *

Kanaltürk'ün el değiştirmesi sonucu bitirilen pek çok programa, diğer kanallarda bitirilen programlara ve yapımcılarına yer veremedim.

Hürriyet Gazetesi'nde, Milliyet, Akşam, Sabah, Cumhuriyet, Vatan, Star, Yeniçağ ve diğer gazetelerde iktidar baskısı sonucu makaleleri gazete yönetimi tarafından kırpılan, yazıları yayınlanmayan ve bunun üstüne istifa eden pek çok yazara bu makalemde yer veremedim (İktidar baskısının somut örneği = Başbakan Erdoğan'ın Şubat.2010'daki açıklaması, “'Ne yapayım, köşe yazarı, hakim olamıyorum' diyemezsin. Maaşlarını sen veriyorsun. Yarın feryat etmeye hakkın yok!”).

Sert dilli”, “sivri dilli”, “İktidarı çok fazla yazıyor” diye nitelenen ve “Fethullah Gülen'i yazmasan”, “Hükümet yolsuzluklarına değinmesen” telkinlerinde bulunulan ve sonunda gazete yönetimiyle sorunlar yaşayarak işlerine son verilen yada gazeteden ayrılan pek çok gazeteci yazara, bu makalemde yer veremedim.

Tutuklu bulunan gazeteci ve yazarlardan söz edemedim, Ergün Poyraz'dan ve diğerlerinden.. Keşke hızla yargılansalar ve yargı sonuçlarını görebilsek, gerçekten suçlular mı yoksa suçsuzlar mı. Yargı sonuçlarına göre biz de, bize kimin oyun oynadığını bilebilsek!

Diğer pek çok isme makalemde yer veremememin nedeni umursamazlıktan yada unuttuğumdan değil yazıyı uzatmamak içindir. Herkesin malumu, yazılar uzadıkça daha az okunuyor.

Gördüğünüz gibi, ileri demokrasi döneminde olduğumuz için, bu “aşağı atılmış” isimlerin hepsi aynı fikri yapıya sahip, aynı siyasi görüşlere sahip isimler de değil. Her görüşten insan, ileri demokrasinin gereği olarak adeta “mozaik” gibi, her düşünceden insan var. Karşı olan herkes, sesi çıkan, gerçekleri gösteren herkes. Doğrusuyla yanlışıyla, günahıyla sevabıyla, 1 gr. bile olsa Sistem/Küresel Krallığa yada iktidara zararı dokunan herkes..!


TEVFiK BiR / 09.08.2011




Telif Bilgisi

© 2009-2017 tevfikbir.com , tevfikbir.blogspot.com. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.

" Tevfik BİR - www.tevfikbir.com " biçiminde kaynak gösterilerek makalelerden alıntı yapılabilir.