15 temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
15 temmuz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Batı Ortadoğu’da Altın Vuruşa Hazırlanıyor


Batı Ortadoğu’da Altın Vuruşa Hazırlanıyor

Önümüzdeki yıllarda Türkiye’de ve coğrafyamızda ne gibi gelişmeler olacak, hangi Batılı devletler bölgede nasıl çalışıyorlar, neyi hedefliyorlar bunlara bakacağız.

Öncelikle çok bilinen bir yanlışı düzeltmemiz gerekiyor. “Ortadoğudaki dış güç” denilince ve hatta Türkiye için de akıllara yalnızca ABD ve onun dış istihbarat örgütü CIA geliyor. Yazıda da pek çok kez ifade edilecek olan “Batılı güçler”den ya da “Küresel Sistem”den anlamamız gereken Ortadoğu’da (Türkiye dahil) ve Kuzey Afrika’da en etkin ülkeler ABD, İngiltere, İsrail ve Almanya’dır, sonrasında Fransa da gelebilir.

Her konu her olay sadece ABD’ye bağlanırsa gerçek yapı asla görülemez. Bölgede en güçlü olan bu dört ülkeyi bilmemiz, bunların ayrı ayrı çıkarları olduğunu ve çıkarlarını muhafaza edebilmek için ayrı nüfuz alanları oluşturduklarını, ayrı ayrı nüfuz casuslarının (etki ajanlarının) olduğunu bilmemiz gerekir.

Batı’nın En Sadık Müttefiki

Başlayalım. Batılıların bölgedeki en büyük müttefiği kimdir? Bir amaç değil sadece uzun vadeli hedeflerinin oluşmasının en önemli ayağı olarak bağımsız Kürdistan’ın kuruluşunu sağlayacak Kürtler’dir. Neden NATO üyesi ve büyük devlet Türkiye yada ABD’nin en büyük silah müşterisi olan Suudi Arabistan değil? Yazı, bu soruların da yanıtlarını verecek.

Batı kesinlikle bağımsız Kürdistan’ı kurmak istiyor. İsrail ortadoğuda Arap olmayan bir müttefik istiyor diyebiliriz, Türkiye’yi kendi topraklarına izole etmek için isteniyor diyebiliriz ve belki ilk söylememiz gereken büyük petrol ve enerji kaynaklarının kontrolü (Batılı şirketlerce büyük pay sahibi olarak çıkarılıp satılması) diyebiliriz. Bunun nedenleri bir başka yazının konusu olabilir.

25 Eylül 2017’de Irak’ta, birkaç ay sonrasına denk gelen Ocak 2018 içinde de (ileri bir tarihe ertelenmezse) Suriye’nin kuzeyinde Kürtler bağımsızlık ilan etmek istiyorlar, referandum yapacaklar. Batılı devlet adamları, istihbarat ve askeri kanatları, medyaları %100 net bir biçimde bu bağımsızlık referandumlarını destekliyor. IŞİD’in yaratılma amacı buydu zaten.

IŞİD geldi, kesti biçti yıktı harap etti, temiz insansız bir bölge/alan açıldı. Şimdi Batı “müttefikim ve onlarsız olmaz” diyerek PKK/PYD/YPG’yi silanlandırıyor, bu bölgeleri IŞİD’ten temizliyor (kurtarıyor), kurtaran bu gruplara da bu toprakları teslim ediyor. Devletleşme sağlanacak ve sıfırdan bir devlet buraya inşa edilecek, istenilen bu. Kürtlere anahtar teslim devlet kuluruluşu.

Batının en büyük müttefiki Kürtler ise, (sözde) kurulacak Kürdistan’ın en kıymetli bölgesi olan Türkiye’nin (Batı tabiriyle) Kürt hareketi lideri Selahattin Demirtaş’ın ve HDP’li yöneticilerin (yani bölücü Kürt terör hareketinin Türkiye sivil ayağının) hapiste olmasını kabul eder mi?

Diyelim Batı için bu makul. Kürtler için bu makul mü? Kandil, Barzani yada Suriye bölücü Kürt ayağı PYD/YPG yöneticileri ne düşünür? Müttefikimiz Batı ama Türklere karşı bizi korumadılar! Net olarak bu algı oluşur. Bu da şu tehlikeli konjonktürde Kürtlerin zaman içinde Rusya’ya yakınlaşmasına yol açabilir, Batı’ya olan güvenlerini sarsabilir.

İşte bunun için Batı, Demirtaş ve avanesini hapisten çıkarmak zorunda!

Türkiye Yansın Demirtaş Çıksın Planı

Bu ne şekilde olabilir? Hukuk kanalıyla olabilir mi? Türkiye’de özellikle siyasi açıdan önem taşıyan davalarda hukuk iktidarın politikasıyla paralel yürüyor diyebiliriz. Bir dönem Kandil’den gelen PKK’lılar Habur’da MİT müsteşarıyla devletçe adeta kucaklanarak çadır mahkemelerinde beraat ettirilerek karşılanmışlardı. Bugün ise durum farklı. Siyasi tepkilere göre hukuk ve kararları şekilleniyor. Ancak Tayyip Erdoğan ne gibi baskılara maruz kalırsa kalsın Demirtaş’ı hapisten çıkartmaz. Öncelikle Erdoğan kişisel bir mesele gibi görmektedir Demirtaş’ı. Demirtaş’ın vatan haini olması, bölücü isyankâr terör hareketinin siyasi kanadını oluşturmsı değil, Erdoğan’ın kişisel nefreti Demirtaş’ın çıkmasının önündeki en büyük engel. Zaten gerçek bir hukuk devleti olsaydık, Demirtaş’ın değil müebbetini konuşmak, bugüne kadar terör örgütünün siyasi hareketine izin dahi verilmezdi.

Batı, müttefiki Kürtlere karşı güvensiz portre çizmemek ve onları Rusya’ya yakınlaştırmamak için Demirtaş’ı çıkarmak zorunda ve bu Erdoğan’a baskı ile hukuk kanalıyla yapılamayacaksa, o zaman Batı Erdoğan’ı değiştirmek/devirmek/ondan kurtulmak isteyecektir. Demirtaş hukuk kanalıyla hapisten çıkartılamayacaksa, siyasi yolla çıkarılabilir mi, Batı siyasi yolla Erdoğan’dan kurtulabilir mi?

2019 yılında yapılacak olası Başkanlık seçiminde şu an gördüğümüz kadarıyla Erdoğan’ın seçilmesi kuvvetle muhtemel. Hukuk kanalıyla olmuyor, siyasi seçenek güçsüz. Sonuç, Erdoğan’ın Batı tarafından bir şekilde zorla koltuğundan edilecek olması ihtimali kuvvetli. Bu nasıl olur, üç aşağı beş yukarı zaten herkesin kafasında birkaç senaryo oluşmuştur.

Ne PYD Ne Barzani

Peki o zaman biz bu dış Batı müdahalelerine karşı Erdoğan’ı mı destekleyeceğiz?” sorusu sorulabilir. Soru mantıklı ancak yanıtımız “Hayır” olacak. Öncelikle bizler kişilerin değil vatanımızın, Türkiye’nin savunucusuyuz, kimseyi desteklemek zorunda değiliz. Kişiler gelir gider ama devlet baki kalır. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı! Ve Erdoğan, Barzani’yi destekleyen Erdoğan değil mi? Diyarbakır’da elele Mesut Barzani’yle sahneye çıkan, Ankara’daki AKP kongresinde Mesut Barzani’yi sahneye çıkartıp AKP’li katılımcıların “Türkiye seninle gurur duyuyor” sloganlarıyla ayakta alkışladığı, salona bunları dedirten Barzani sevicisi bir Tayyip Erdoğan var. (Mustafa Barzani ve Mesut Barzani’nin CIA ve MOSSAD ilişkilerini okumak isteyenler eski yazılarıma bakabilir).

Aynı Erdoğan Suriye’de, “PKK’nın Suriye kolu” dediği PYD/YPG’ye karşı ama Irak’taki PKK’nın en büyük hamisi Barzani’yle dost. Politikası tutarsız. Irak’taki Kürdistan bölgesinin 10 yıldan uzun süredir sıfırdan bu konuma gelmesinde Türkiye en büyük katkı sunan güç oldu, tabiki Erdoğan’ın emri ile, onun yönetiminde. Bugün ise Barzani referanduma gitmemelidir diyor.
Aslında Erdoğan zaman kazanmak istiyor!

Burada bir özet yapalım. Batının müttefiki Kürtler. Batı, bilfiil Suriye’de, Irak’ta ve Türkiye’de sahada olan ve devlet yapılarına karşı savaşan (bizim ifademizle terörist, onların ifadesiyle özgürlük savaşçısı) Kürtleri Rusya’ya kaptırmamak için, Demirtaş’ı ve marka HDP’lileri cezaevinden çıkarmak zorunda. Bunu yapmasının 3 yolu var, hukuki yol, siyasi yol, kanlı yolu. İlk ikisi netice vermeyeceği için Batının tek yolu da Türkiye’de büyük olaylar yaratmaktan ibaret görünüyor. Ama bunun zamanı var.


Emperyalist Operasyonun Sesleri Çok Güçlü Duyuluyor

Fark edilmesi gerekir, bu yıl yaz aylarında diğer geçmiş yıllara oranla daha az şehit sayısı duyuyoruz? Bu, TSK’nın başarısı mı? Büyük operasyonların neticesi mi? Yoksa bölücü kürt gruplar şuan Türkiye’de değil, bütün enerjilileriyle Suriye’de yoğunlaşmış durumda mı?

Irak’tan hemen sonra bağımsızlık için sıra, şu an iç savaşın yaşandığı Suriye topraklarında olacak. Suriye’de on binlerce iyi eğitilmiş, Apo’yu kurucu manevi önderleri gören, Barzani’yi de her türlü siyasi ayrılığa rağmen seven büyük bir pkk yapısı mevcut. Batılı paralı askerlerin, danışmanların (istihbarat görevlilerinin), açık istihbarat elemanlarının ve gazetecilerin sonsuz destek verdiği büyük bir pkk ordusu, onların deyişiyle Kürt Güçleri hazırda bekliyor. Irak, Suriye ve sonra hedef Türkiye’de.

Gerçekten de yüzlerce tır silah, mühimmat, alet edevat, askeri araçlar bu PYD/YPG/PKK’lı teröristlere veriliyor. “Suriye’deki Türk öncü güçleri” olarak ve hatta “Erdoğan’ın silahlı güçleri” olarak adlandırdıkları TSK bağlantılı gruplar ile çatışmalarında ve IŞİD ile çatışmalarında Batılı askerler her bir grubun/bölüğün içinde mevcut. Askeri üst düzey komutanlar ele geçirilecek toprakların haritalarıyla, teröristlerin üst düzey yöneticileriyle yanyana. Devletleşme için bu yöneticilere fikirler veren deneyimli Batılı ajanlar ve bilhassa Pentagon yetkilileri ama sivil görünüm ve “danışman” adıyla sahalarda. Batılı gazeteciler ise artık Kürtçe öğrenmiş olarak bölgede sürekli Esad/Rusya/İran/Türkiye/Türkmen karşıtı yayınlarıyla 7/24 çalışıyor.

TSK’ya bağlı Suriye’deki güçleri ve hatta Suriye’de sahada bulunan TSK’yı bile “Erdoğan’ın Silahlı Güçleri” olarak ifade eden, bu şekilde haber geçen büyük batılı gazeteciler ve yayınlar var. Hatırlayalım, Suriye ordusuna “Esad Güçleri” ve Suriye Devleti’ni yıkmak için silahlı kalkışma yapan, katliamlar yapan (IŞİD henüz yokken) örgütlere ise ÖSO yani Özgür Suriye Ordusu demişlerdi. Orduya güç, terörist gruba ordu dediler! Batı’nın Suriye devletini Esad ile özdeşleştirerek yıkma çabası. Burada Esad’ın da Başkan olarak yıllarca “ben” odaklı devlet yönetimiyle hatası var. Batı bu durumu lehine çevirdi.

Batı, bütün gücüyle sahada. Amerikalılar ve İngilizler çok göz önünde. İsrailliler biraz daha kapalı çalışıyorlar, daha çok Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden ve Ürdün üzerinden iletişim kuruyorlar. Almanlar ise daha az aktif olmakla birlikte işin ticari boyutunda hatırı sayılır oranları var. Hepsi silah satıyor, hepsi para kazanıyor. Hepsinin dileği, nefret ettikleri düşman gördükleri Suriye, İran ve Türkiye’nin ortasında Batıyla müttefik (kukla) ve bu saydığımız üç ülkeye düşman Kürdistan devletini kurmak.

Ne Yapmalı?

Türkiye bir an önce Mesut, Neçirvan ve Masrur Barzani ile olan sahte diyaloğunu kesmek, Kandil’i Batı’ya önceden haber vermeden imha etmek; bölgede emperyalist Batının kuklası olacak, bölgeyi onlarca yıl çatışma bataklığına dönüştürecek yeni devletlerin kuruluşuna izin vermeyeceğini dünyaya ilan etmek ve sert bir biçimde harekete geçmek zorunda.

21. yüzyıl bilgi çağı. En önemli değer ve gücün kaynağı bilgi. İktidar ve TBMM halka inmek, halka tüm gerçekleri anlatmak zorunda. Bölge ülkeleriyle birlikte Batının bu yıkıcı projesine karşı, emperyalizme karşı işbirliği yapmak zorunda. İktidar ve sahipleri kendi çıkarlarından sıyrılıp 80 milyonluk Türkiye’nin çıkarını, devletin bekasını düşünmek zorunda. 15 Temmuz yalnızca küçük bir olay kalabilir Küresel Sistem’in bize karşı kurguladığı yeni planların yanında ve emperyalist Batı bu planlarını gerçekleştirmek için daha önce hiç olmadığı kadar kararlı. Türkiye hem kendi içinde hem de bölgesel olarak büyük olaylara gebe ve bu mücadele döneminde Türk milleti TBMM tarafından gerçek bilgiye ulaşamazsa bu olası büyük olaylarda önünü göremez, etkilere karşı da gerekli tepkisini veremez.

23 Temmuz 2016 Cumartesi

ABD, Türkiye İçindeki 40 Yıllık Derin Örgütünü Başarısız Bir Darbeyle Kaybeder mi?


ABD, Türkiye İçindeki 40 Yıllık Derin Örgütünü Başarısız Bir Darbeyle Kaybeder mi?


Devlet içerisinde kripto şekilde ilmek ilmek örgütlenmiş bir yapı. 1950'liler ile oluşmaya başlıyor, 1970'li yıllarda Nurcu/Işıkçı evlerinin olduğunu biliyoruz. “Haliçte Yaşayan Simonlar” kitabının yazarı eski emniyet müdürü Hanefi Avcı 1970'li yıllarda onların evlerinde kaldığını itiraf ediyor.

ABD, o yıllarda nurculuk adıyla bir yapı kurmaya başlıyor ve daha sonra bu yapının merkezine kendi etki ajanı Fethullah Gülen'i yerleştiriyor.

1980 darbesi ertesinde, Kenan Evren'li yıllarda ve artık bilhassa Turgut Özal'lı yıllarda cemaatin devletin içinde etkin ve güçlü bir biçimde kadrolaştığını görüyoruz. 1980'li yıllarda Siyasal İslamın da el vermesiyle çeşitli kurumlara giriş sınav sorularının “mürit”lere verildiğini artık itiraflarla da okumaya başladık. ABD'nin uzun vadeli operasyonu kapsamında, aynen denildiği gibi bir “paralel devlet yapılanması” oluşmaya başladı ve bugünlere geldik.

Fethullahçı mekanizma kendini sağlama almış durumda. Kuleli Askeri Lisesi'nde okuyan devletine bağlı cumhuriyetçi Atatürkçü bir öğrenci kimi arkadaşlarının Fethullaçı olduğunu fark etse ve bu durumda çeşitli rütbelerdeki subay öğretmenlerine dahi güvenmeyerek doğrudan okul komutanının yanına çıksa durumu arz etse, Komutan “tamam evladım, durum kontrolüm altında, endişe etme sen” diyecek ve aslında askeri öğrenci kendi ipini çekmiş olacak. Öğrenci bununla yetinmeyerek durumu tuğgenerale söylese yada ondan da şüphelense yukarı çıka çıka orgenerale ulaşsa ve dese ki “Komutanım, okul komutanımız, şu şu tuğgeneralimiz, korgeneralimiz de işin içinde”. Orgeneral kararlı bir ifadeylegereği yapılacaktır” diyecekti, ama nafile. Öğrencinin durumu ihbar edebileceği hiçbir rütbeli/yetkili yada mekanizma kalmamıştır. Sistem, kontrol mekanizmaları da dahil ele geçirilmiştir.

Aynı hikayeyi polis için de, bir istihbarat mensubu için de, maliyede çalışan bir müfettiş için de geçerlidir, örnekleri çoğaltmak mümkün.

MGK'da karar alıcı ve alınacak kararlar hakkında diğer üyeleri etkileyici pozisyonda bulunan orgeneraline, hava kuvvetleri komutanına kadar, valisine kaymakamına, genel müdürüne müsteşarına, emniyet müdürüne daire başkanına jandarma alay komutanına mit mensubuna kadar. Bu yapı, devletteki "karar alıcı" elemanları-müritleri vasıtasıyla devlet adına kararlar almış, kimi kararları da devlet aleyhine ABD lehine değiştirmiştir.

Turgut Özal, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Bülent Ecevit, Devlet Bahçeli, Abdullah Gül, Tayyip Erdoğan hepsi bir şekilde bu f-tipi elemanlar vasıtasıyla bu yapının çemberinde kalmıştır, sırlarının da gitmemesi gereken yerlere ulaştırıldığını anlayabiliyoruz. Devletin alacağı gizli kararlar dahi dinlenmiştir. Genelkurmay Başkanının odasındaki konuşmalar, alınan kararlar ve yapılan gizli görüşmeler, 40 yıldır pek çok devlet sırrı ABD'ye akmıştır.

Detaylı yazmaya gerek yok, küçük çaptaki Fethullahçı torpilli yükselmeler hemen herkesin etrafında yaşanmış, şahit olduğumuz olaylar. Büyüklerinin varlığını ise 15 Temmuz 2016 ile hepimiz gördük.

Peki, 15 Temmuz darbesiyle ne yapılmak istendi? Biraz düşünelim. Darbenin amacı cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı öldürmek ve/veya yönetimi ele geçirmek miydi? ABD, Tayyip Erdoğan'ı öldürmek isterse sanırım bunun için topyekün bir darbe yapmasına gerek yoktur. Turgut Özal'ı hatırlamak yeterli.

Peki ABD darbe vasıtasıyla Türkiye'nin yönetimine el koymak isterse? Bunu yapmak için Fethullahçılara muhtaç mıdır? 28 Şubat döneminde değildi, bence yine değildi. Darbe dışı yollarla bile Erdoğan hükümetini devirebilirdi.

Ayrıca ABD, bir darbe uğruna neden 40 yıllık Türkiye derin işgalini tehlikeye atsın. Genelkurmay başkanının odasına bile çok rahat böcek yerleştirebilen, orgeneralleri valileri olan bir yapı, devletin her türlü gizli bilgisine istediği gibi erişebilen, Kozmik Oda'ya savcıyı sokmayı bırak zaten kozmik bilgileri devletin yetkilileri aracılığıyla alabileceği anlaşılan bir yapı, 40 yıllık Pentagon-CIA operasyonu (projesi denilemez çünkü gerçekleşmiş ve görevde olan bir yapıdır, istihbarat tabiriyle operasyondur) bir darbe uğruna tehlikeye atılır mı? 40 yıldır bu denli başarılı Fethullah operasyonunu yöneten, daha önce de Türkiye darbeleri hep başarılı olan ABD, 40 yıllık Fethullah operasyonunu deşifre etme pahasına darbe başlatacak ve bu darbe girişim aşamasında başarısız kalacak!

Ben buna ikna olmadım. Ben bunun ABD tarafından gerçekleştirilmiş şov/tiyatro/maske olduğunu düşünüyorum. Evet ABD, Fethullah cemaati ile mevcut hükümete darbe gerçekleştirmek istedi ancak bunu başarısızlık üstüne kurdu. Fethullahçılar deşifre oldu ve hükümet bunları kadrolardan temizlenmeye ve cezalandırmaya başladı. İşte sanırım ABD de tam olarak bunu istiyordu.

İşte bundan sonra bu gelişmeler üstüne yürüyecek esas ve çok daha büyük, hayallerin ötesinde bir operasyonu olacağını düşünüyorum. 40 yıllık Fethullah operasyonunun deşifre olmasına değecek olan şey bir darbe değil, başarısız sonuçlanacak darbe sonrası yaşanacak yeni ve büyük bir operasyondur.

Döneminin en büyük uyuşturucu kaçakçısı Kolombiyalı Pablo Escobar'ın ABD kıyılarında tam 2 ton kokaini yakalanır. Bu ABD polisinin tek seferde yakaladığı tarihinin en büyük uyuşturucusudur. Polisler ertesi gün gazetelerde televizyonlarda kahraman ilan edilir. O polislerin ve ABD halkının bilmediği bir şey vardır. Aslında o uyuşturucuyu Pablo Escobar bilerek yakalatmış ve dikkatleri oraya çektiği esnada ABD'ye denizden tam 20 ton kokain sokmuştur. Bu da Pablo'nun kendi rekorudur.

ABD'nin yeni operasyonun hedefinde Türkiye'nin olacağı kesin. Ama ne için hangi yolla kimler aracılığıyla neler planladılar, bunun yanıtını görmek için Pentagon ve CIA'ye bakmak gerekiyor.

Ve, bu yeni operasyonu uygulamak adına ve Fethullahçıların darbeyi başlatmaları adına Pentagon ve CIA'de Türkiye üstüne çalışan ve buna karar kılan ekip ve evet diyen birim müdürleri/şefleri, kesinlikle bu operasyon ve planları son aşamada ABD Başkanı Barack Obama'ya sundular ve onayı aldılar. Başkan'dan onaysız darbe girişimi asla başlatılamaz.

Eğer amaçları göründüğü gibi sadece “Türkiye'de mevcut hükümeti yıkıcı bir darbe” ise, başarısız olmasından ötürü ve Türkiye içindeki derin yapılarının deşifre ve tasfiye olmalarından ötürü ekibin bu birimden alınması ve müdürün/şefin koltuğunu kaybetmesi kaçınılmazdır. CIA'de ilgili birimde bir müdür değişikliği olmazsa, ki bunu sanırım Türkiye fark edebilir/öğrenebilir, operasyonun iddialarım doğrultusunda devam ettiğinin ipucudur.

Devlet buna karşı hazırlık yapmalı, Türk Milleti ise uyanık ve cesur olmalıdır. Düşman bizi öldürebilir, yavaşlatabilir ama asla yenemeyecektir. Zamanında kitabımda da yazdığım şekliyle “Dış Tehdit ABD”dir.

TEVFiK BiR / 23 Temmuz 2016

Telif Bilgisi

© 2009-2017 tevfikbir.com , tevfikbir.blogspot.com. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.

" Tevfik BİR - www.tevfikbir.com " biçiminde kaynak gösterilerek makalelerden alıntı yapılabilir.