Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mustafa Kemal Atatürk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2013 Cumartesi

Atatürk Öldü


Atatürk Öldü

- Atatürk ölmedi yaşıyor
- Atatürk sonsuza kadar yaşayacak
- 1881 - 193

- Mustafa Kemal ölümsüzdür

Hayır! 1881 yılında doğan Mustafa Kemal her insan gibi yaşadı ve kesinlikle 10 Kasım 1938 günü öldü. Son sözlerinde bizleri selamladı, ama öldü. Yaşayan onun ismidir, Mustafa Kemal bizi yeniden kurtaramaz. Bunu kabul edebilmemiz gerekiyor.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk öldü ama kurduğu cumhuriyet ve getirdiği sayılamayacak fazlalıktaki yenilikleri (devrimleri) her şeye karşın yaşıyor/yaşam savaşı veriyor.

Kolunuza onun imzasının dövmesini yaparak, araba camı arkasına imzasının çıkartmasını yapıştırarak, evinize kalpaklı Atatürklü bayrak asarak, heykellerine çelenk koyup heykeli karşısında saygı duruşunda bulunarak, “Sarı saçlım mavi gözlüm nerdeeee” şarkısı söyleyerek, ceketinize Atatürk rozeti takarak, 'bilbord'lara “Seni Unutmayacağız” ilanları vererek... Üzgünüm ama, Mustafa Kemalci, Atatürkçü olamazsınız. Bunlar işin güzel, romantik kısmıdır, olabilir. Bugün, bu yıkıcı süreçte bizlerin romantizmden öte realizme, gerçekliğe geçmeye ve somut çalışmaya gereksinimimiz var.

Atatürk 3 kıtada bugünün sınırlarıyla pek çok ülkede yıllarca savaşmış ve savaşmış, üstüne devlet adamı olmuş ve mucizevi bir deha ve demokratlıkla ülke kurmuş, kitap kurdu gibi yüzlerce binlerce kitap okumuş-yutmuş, üstüne de bizlere “okuyalım/OKUYUN” diye Nutuk kitabını yazmış.
Bir bakıyoruz ki bugün herkesin evinde bir Nutuk var ama kimse okumuyor. Nutuk dahi okumayanlarınız, siz sahiden Atatürkçü müsünüz?

Atatürk bize bugünleri ve yarınları, olanları ve olacakları göstermiş, UYARMIŞ, zahmet edip bakmıyorsunuz. Bu yüzden de, Atatürk'ün adını kullanıp onun devrimlerini yıkanları, kurtarıcı sanıyorsunuz.

Mustafa Kemal” deyip yolsuzluk yapanları, “Mustafa Kemal” deyip federalizmi savunanları, “Mustafa Kemal” deyip AB ve ABD ipine sarılanları, “Mustafa Kemal” deyip Kürtleri ayrı bir millet-halk gibi göstermeye çalışanları, “Mustafa Kemal” deyip alevileri ayırmaya çalışanları, “Mustafa Kemal“ deyip din düşmanlığı yapanları, “Mustafa Kemal” deyip Marks-Lenin-Mao hayranlığında yürüyenleri, Mustafa Kemalci (Atatürkçü, Kemalist) sanıp AVLANIYORSUNUZ.

Bugün, Mustafa Kemal'in Türkiyesi ayaklar altındadır. Hergün Millet ve Türklük biraz daha fazla ezilmektedir. Eserleri ve cumhuriyeti ölmesin diye sloganın ötesine geçilmesi gerekiyor. Mustafa Kemal ölmüştür ama onun adını yaşayatan Türkiye ve Türk Milleti'nin ölmemesi için savaşım (mücadele) verilmesi gerekiyor.

Mustafa Kemal'i bir daha öldürecek şey, onun ürettiklerinin karşısında, onun kurduğu bağımsız yapıyı tamamen yıkmaya çalışan Küresel SİSTEM'in “aleni sadıklarının” varlığından çok, onun adını kullanarak “sözüm ona” onun eserini yaşatmaya çalışan silik ve farklı maske takan SİSTEM sadıklarıdır. Küresel SİSTEM bunu kurmuştur, bu projedir.

Yarın 10 Kasım, Atatürk'ü anacağız. Böyle giderse birkaç yıl içinde bu törenler de kalkacak. Okullarda anma programı yapılmayacak. 10 Kasımlar yerine (ve bu gidişle) bizlerin yavaş yavaş 29 Ekim'de doğan cumhuriyetin “ölüm gününe” kendimizi hazırlamamız gerekiyor, böyle giderse Cumhuriyet, Anıtkabir'e defnedilecektir!
Asla! Bu projeyi yıkmak bizim görevimizdir. Bu gidişatı bozacak kuvvet ise, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur.

Senin yolundan asla ayrılmayacağım ve öleceğini bilse ayrılmayacak benim gibi milyonlar var Türkiye'de ve Türk devleterinde... Mekânın en yüksek mertebeli cennetler olsun Gazi Paşa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk...

TEVFiK BiR / 09 Kasım 2013

Kitap: Uyan Ey Türk Gidiyoruz – Tevfik BİR (2. Baskı). “Bu kitabı iyi ki okumuşum” diyeceksiniz.
www.idefix.com , kitapyurdu gibi internet kitapevlerinde satışta.

21 Ekim 2011 Cuma

Uyan Ey Türk Gidiyoruz



TEVFİK BİR 'in bir uyandırma kitabı olarak yazdığı 
 Göl Kitap'tan çıkan
UYAN EY TÜRK GİDİYORUZ adlı kitabını
D&R'ın 23 ildeki 113 mağazası ile
tüm seçkin kitapçılardan
ve
Güvenli tıkla, hemen al ---------> www.kitapyurdu.com  (satışta) <--------- Güvenli tıkla, hemen al
www.dr.com.tr (satışta)
www.idefix.com  (satışta)
www.kitapyurdu.eu (yurtdışı satışta)
vb. internet kitap mağazalarından (indirimli) alabilirsiniz.
(İnternetten hemen almak için adreslerin üzerine tıklayın)


Yazar Tevfik Bir'in, Uyan Ey Türk Gidiyoruz adlı kitabında neleri bulacaksınız (kitabın içinden bazı konular):

<Sadettin TANTAN'a, Banu AVAR'a, Arslan BULUT'a ve Türkiye'yi fikirleriyle yükseltip icraatleriyle yücelten nice vatanseverlere selam olsun.>

- Dış Tehdit ABD
- Aden, Kızıldeniz ve ABD
- Ilımlı İslam ve Dinler Arası Diyalog
- ABD'nin Türkiye, Suriye ve İran Planı
- Demokratik Açılım-Bir Pentagon Projesi
- Küresel İmparatorluk ve Avrupa Finansal Krizi
- AB'nin Gerçek Yüzü
- ABD, İsrail ve Türkiye
- Ergenekon Operasyonunun Bilinmeyenleri
- Vahiyli Şebekelerde "İyi İnsanlar"
- Sabetayizm
- Sabetayizm ve Kripto Yahudiliğin Yüzlerce Yıllık Sırrı
- Atatürk Sabetayist Değildi
- Masonlukla İlgili Bilinmeyenler ve Söylenemeyenler
...

bu konular ve daha fazlası, Uyan Ey Türk Gidiyoruz'da. Perde arkasındaki gerçekleri korkmadan, ispatlarıyla, bir bir deşifre ettik. 
Kitabı bitirdikten sonra "iyi ki okumuşum" diyeceksiniz!



UYAN EY TÜRK GİDİYORUZ - TEVFİK BİR


13 Eylül 2010 Pazartesi

Dün ve Dünden Sonra


Dün ve Dünden Sonra



Kirli propaganda ve yalanlar. Paket anayasa değişikliği ve bu sanki 1982 anayasasında yapılacak ilk değişiklikmiş gibi ve hatta sanki tüm 1982 Anayasasını ortadan kaldıracakmış gibi bir söylemle temellendirilmeye çalışılan aldatıcı propaganda. Halbuki bundan önce tam 16 kez bu 1982 anayasası değişmişti.

Kirli propagandanın bir diğer ayağı; bu anayasa değişiklikleriyle 1980 darbecilerine, işkencelerine karşı “özgürlüklerin, demokrasinin” hakim kılınacak olmasıymış. Evet, bu değişiklikler sonucunda da hâlâ bir sanık muhatabı hakim-savcıyı yasadaki koşullar nedeniyle Adalet Bakanı'na şikayet edebiliyor, ancak artık Adalet Bakanı'nın vereceği karara karşı yargı yolu kapanıyor. Gerçekten özgürlük bu olsa gerek! YAŞ'a ve HSYK kararlarına yargı yolu açılırken peki neden burada yargı yolu kapatılıyor! Özgürlük ve eşitlik bu mudur? Kavramlar havalarda uçuşuyor ve pek çoğunun oturduğu somut bir zemin yok, içi boş.

Sonra bir başka söylem daha, 1980 darbecileri yargılansın!

12.Eylül.1980 – 12.Eylül.2010, 30. yılında, zaman aşımı süresinin dolduğu günde darbecilerin yargılanma yasakları kaldırılıyor, müthiş bir ironi ancak dalga geçer gibi! Peki neden 2002-2010 arasında bu yasaklar kaldırılmadı, TBMM'deki diğer partiler bu yasakların kaldırılmasına evet oyu verecekken? Niye zaman aşımının kalktığı gün beklendi?

Çünkü AKP'nin ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın söyledikleri koca bir yalandır. AKP'li yöneticiler darbe yapmış hiç kimseyi yargılamak istemiyor. İsteseler, sürekli mağdur olduklarını söyledikleri 28 Şubat darbecilerini, Çevik Bir'leri yargılarlardı. Ses yok.

E-muhtıra yani e-darbe tehdidini savuran Yaşar Büyükanıt'a karşı da bir yargılama yok! Yargılama yerine pazarlık yapılıyor, Dolmabahçe'de gizli kapılar ardında. Ne açıklanacaksa, “o açıklarsa ben de açıklarım” diyor Tayyip Erdoğan. Maskeli yüzler kuşağındayız.

Bülent Arınç, haftada bir çıkıp darbeciler-işkenceciler gibi sıfatlarla TSK'ya ve onun dünkü bugünkü komutanlarına örtülü ve bazen de açıktan salvolar yapıyor, izliyoruz. Bunun yerine bir dilekçe yazsa ve cumhuriyet başsavcılığına gidip 28 Şubatçıları ve Yaşar Büyükanıt'ı darbe girişiminde bulunmak iddiasıyla şikayet etse, laftan öteye gidebilseler! İddia ediyorum, şikayet edemezler. Belki 28 Şubat'ın 30. yıl dönümünde, zaman aşımı süresinin dolduğu günde şikayet edebilirler, bu istisna! Demek ki referandumdaki “1980 darbecilerini” yargılama isteği de büyük bir yalanın parçasıydı.

Sonuçta toplumun %58'i “evet” dedi. Hayırlı olsun.

Bu referandum sonucu nedeniyle toplumda evetçi-hayırcı ayrımına ve bölgesel-kentsel olarak da evetçi yerler hayırcı yerler ayrımına gidilmemelidir, bu bir toplumsal ayrışma konusu yapılmamalıdır. Bunun aksi istenmektedir. Evet diyen de hayır diyen de bu ülkenin vatandaşıdır. 2010 birleşme yılı olmalıdır, 2011 yılında Türkiye'yi çok büyük riskler beklemektedir!

Evet çıktıysa bunda hata ve sorumluluk, elbette artık gerçekleri ve söylenen yalanları göremeyen “evet” diyen kesimde ve bunları anlatamayan “hayır” diyen kesimde, bizdedir.

* * *

Evet oyu için; kara propaganda yürüttüler, meydanlardan yalanlar bağırdılar, cemaat tabanı zehir gibi çalıştı, Tayyip Erdoğan'ın Ilımlı İslamcı kimliğini gizleyip din üstünden oy almaya çalıştılar, Ramazan iftariyeliklerine bile el uzatıp, Allah'ın Ramazan'ına “evet”i soktular (ki bu propagandaların isabetli sonuç vermesinde geçmiş yönetimlerin çok büyük sorumluluğu ve hataları vardır, bugünün tarihi dünün hataları yüzünden yaşanmış, yazılmıştır), yoksullara yardım adı altında verilen rüşvetlerde yerel yönetimler iktidarın hizmetindeydi, basın yayın (medya) kuruluşları (TRT dahil) tam bir AKP propagandası yürüttüler (ki her türlü seçimde artık halkın vereceği kararın televizyonlar ve internet kanalıyla topluma şırıngalandığını biliyoruz, vereceği oy için yapacağı seçimi kendi kararı sanan millete kararları Sistem (Küresel Krallık) tarafından 4. kol faaliyetleri yürüten medya kanalıyla örtülü biçimde demokrasi kılıfıyla dikte ediliyor)...

Gerçekleri millete anlatmak, göstermek, Kralın Çıplak olduğunu göstermek, İslam'ın Ilımlı İslam ile yok edilmeye çalışıldığını göstermek, sınırsız din reklamı yapanların Siyonizm dostluğunu ve Siyonistlerin emperyal hedeflerle Türkiye'yi bölme ve yıkma planını, Genişletilmiş BOP'u göstermek görevimizdir.

Habur'u unutan millete Habur'u hatırlatmak, Irak'ta 1.5 milyon Müslüman Iraklı'yı öldüren ABD ordusuna-askerlerine Türkiye'den Irak'ı işgal etmeleri için tezkere vermeye çalışan Tayyip Erdoğan ve takımını hatırlatmak görevimizdir.

Başımıza çuval geçirilince bir “müzik notası dahi veremeyen” Tayyip Erdoğan iktidarını hatırlatmak görevimizdir.

İslam'ı, Allah'ın ayetlerini okuyarak öğrenen değil yerine, İsrailiyat nedeniyle çoğu şüpheli hadislerde ve hocaların kitap-külliyatlarında arayan, boğulan topluma İslam'ı anlatmak, Allah'ın ayetlerinin ne olduğunu hatırlatmak-öğretmek görevimizdir. Toplum cahilse öğretmek, unutuyorsa hatırlatmak, çıkarı biz değil ben diyorsa bunu da değiştirmek görevimizdir.

Atatürkçü geçinen laikçilerin din düşmanlığı kapsamında yürüttüğü örtülü siyaset nedeniyle bugün dinciliğin tavan yaptığını görmeliyiz, toplumumuzun Müslüman olduğunu hatırlamalıyız. Dinci yapıya karşı durduğumuz gibi laikçi yapıya karşı durmak da, biz Müslüman ve laiklerin yine görevidir. Katı laiklik (laikçilik) ve katı irtica (dincilik) başarıyla yönetilmiş bir projedir. Bunun sonuçlarını yaşıyoruz.

Ancak bizlerin bir parti ile yada bir sivil toplum örgütü ile bunları yapmak, seçim yada vatanseverlik propagandası faaliyetlerinde kullanmak için harcayabileceğimiz paramız ve zamanımız kısıtlı, güçlü bir taban-cemaat tabanımız yok, basın-yayın desteği yok. O zaman bizlerin işi olanaksız mı?

HAYIR! Mustafa Kemal'in de parası yoktu, silahları yoktu, basın-yayını yoktu, karşısında büyük bir (dindar değil) dinci kesim vardı, merkezi yönetim hakkında idam kararı bile çıkartmıştı. Hem ülke bugünkü gibi sessizce değil, açıktan ve silahla işgal edilmişti. O, bu ülkeyi kurtardı. Okuyunca bugüne ne kadar da benziyor değil mi?

Mustafa Kemal'in de iki gözü, iki eli, bir dili ve ayağı vardı. Bizlerin de... Heykellere hapsettiğimiz Mustafa Kemal, cesaret ve çalışma azmiyle, vatanını ve toplumun dinini kurtarma adına, bildiği tüm istek ve dünyevi amaçlardan vaz geçmişti.

Az önce bahsettiğim Mustafa Kemal'in o iki gözü gerçekleri ve geleceği çok iyi görüyordu, iki eli çok iyi yazıyor ve bildiklerini aktarıyordu, o dili sayesinde söylemleriyle kitleleri harekete geçiriyordu, ayaklarıyla durmadan ve yorulmadan köyde, kasabada, kentte ve savaş meydanında işgale karşı savaşıyor, dolaşıyor, gezerek anlatıyordu. Mustafa Kemal bir insandı. Bizler de öyleyiz. O zaman Mustafa Kemal'leri beklemek saçmalıktır, çünkü hepimiz bir Mustafa Kemal'iz, onun izindeyiz.

AKP'nin yanlış politika ve hedeflerle ülkeyi “gitme” aşamasına getirdiğine inanan bizler, ayrıştırıcı değil birleştirici söylemlerde bulunmak, birbirimizi sevmeyi öğrenmek zorundayız. Çünkü nefret imparatorlukları sevgiyle yıkılır!

AKP'nin yanlış politika ve hedeflerle ülkeyi “gitme” aşamasına getirdiğine inanan bizler, gerçekleri millete anlatma yolunda kendimize Mustafa Kemal misyonu yükleyerek, cesur olmalı ve sonsuz bir azim ve arzuyla çalışmalıyız. Ülkemiz için, kutsal değerlerimiz için, yarınlarımız için kendimize yakın hissettiğimiz partilerde ve sivil toplum örgütlerinde, manevi ve maddi gücümüzü, paramızı ortaya koyarak çalışmalıyız.

Girdiğimiz bu kuruluşlarda bir yanlışlık görürsek, söylemeye de çekinmemeliyiz. Çünkü bizler, körü körüne birilerine biat eden bir cemaatin parçası değil, bireyleriz, aklımızı kullanıyoruz. Eleştirilerimizle, girdiğimiz ortamları da (varsa hataları göstermeli) düzeltmeli, düzeltilmesini sağlamalıyız.

Maddi ve manevi gücümüzü, paramızı ortaya koymalıyız dedik. Çanakkale Savaşı'nda bir günü üzüm kompostosu ertesi günü ekmekle geçiren atalarımızı, gazi-şehitlerimizi düşünürsek, bugün vatanın gerçek kurtuluşu için harcayabileceğimiz çok büyük paralarımız var.

Banu AVAR bir konuşmasında diyordu ki, “Türkler çok enteresan bir millet... Türkler, bütün bu kavram kargaşasında ve bütün bu korku imparatorluğunda, böyle bakıyor, bakıyor, bakıyor, sonra bir patlatıyor, gidiyor... Bu millet dalga geçmeye gelmez fakat sabırlıdır. Bekler, bekler, bekler, bakar, kaşınır, falan filan sonra bir patlatır, gider”.

Türkiye-Sırbistan maçında, maçın bitimine 4.5 saniye kala milli takım basket atıp maçı alınca, Banu Avar'ın bu sözü aklıma geldi birden. Çok haklıydı Banu Avar. Bu örnek, bu söyleme olan inancımızı artırmalıdır. Ben inanıyorum. Bugün, inançlı bireylere ihtiyacımız var!


TEVFiK BiR / 13.Eylül.2010


30 Mayıs 2007 Çarşamba

AKP'nin Büyük Yalanı




AKP’nin Büyük Yalanı


Bu yazimda Tayyip Erdogan ve kurmaylarinin, kendi siyasi cikarlari dogrultusunda halki nasil bile bile yanlis (daha dogrusu yalan) propaganda yoluyla aldattiklarini aciklayacagim. “Derin Anayasa Degisiklikleri” yazimda belirttigim hususlar gecerliligini korumakta, ancak buna ilave bazi seyleri de belirtmem gerekiyor.

Mustafa Kemal Ataturk’un sozune ve ayni zamanda da Anayasa madde 6’ya gore “Egemenlik, kayitsiz sartsiz Milletindir”. Kelime bu kadar mi yoksa Anayasa bu sozun devamini getirmis midir? Evet, Anayasa sozun devamini getirmistir, “Egemenligin kullanilmasi, hicbir surette hicbir kisiye, zumreye veya sinifa birakilamaz”. Yani burada anlatilmak istenen millet/halk kendi kendisini yonetir. Hicbir kisi yani padisah, kral; hicbir zumre yani aristokratik bir yapi, burjuva yonetimi; ya da sinif yani isci sinifi gibi komunist sistem gibi, birakilamaz demistir. Burada diger devlet yonetim sekilleri tek tek belirtilerek, egemenligin kayitsiz sartsiz nasil Milletin oldugu belirtilmistir.

Anayasa devam eder ayni madde icinde “Turk Milleti, egemenligini, Anayasanin koydugu esaslara gore, yetkili organlar eliyle kullanir” der. Yani yasama, yurutme ve yargi erkleri belirtilmistir.

Yani Anayasa madde 6, halkin kendi kendisini temsili demokrasi yoluyla yonetecegini belirtir ve bunu aciklar. Kanunlar ve anayasalar tum dunyada ve ulkemizde anlatilmak isteneni kisa ve oz bicimde anlatmaya calisir. Bu kisa ve oz hukumlerin ve maddelerin detaylari ise bu maddelerin yazim asamasindaki komisyon tutanaklarinda ve maddelerin gerekcelerinde yer alir. Ki zaten boyle olmasaydi her bir madde sayfalar uzunlugunda olur, suan ki en kucuk kanunlar bile kitap kalinliginda olurdu.

Peki ben bir ust paragrafta “temsili demokrasi” teriminden bahsettim, bu ne demektir? Uygulanis sekilleri bakimindan demokrasi yonetimi ozetle uc kisma ayrilir: Dogrudan demokrasi, Yari dogrudan demokrasi ve Temsili demokrasi.

Dogrudan Demokrasi: yasama, yurutme ve yargi dogrudan vatandaslar tarafindan uygulanir. Bu tarz bir model insan sayisinin coklugundan ve yonetimde zorluk yaratacagindan dolayi uygulanmaz. Cok kisa bir donem ve ufak farkliliklarla Eski Yunan’da uygulanmistir. Isvicre’de nufusu cok az olan bazi Kantonlarda uygulandigi soylenir ama birebir yine de bu modeli saglamaz.

Yari Dogrudan Demokrasi: Yasama organini halk secer, ama her yasa onaylanmasi icin referanduma gider. Halk kabul eder ya da reddeder. Uygulanma olasiligi buyuk ulkeler icin imkansiz bir modeldir.

Temsili Demokrasi: Milletin egemenlik hakki dogrudan degil de, sectigi temsilciler (milletvekilleri) araciligiyla kullanilir.

“Egemenlik, Kayitsiz Sartsiz Milletindir” sozu baglaminda, Cumhurbaskakinini halk da secse, halkin temsilcileri olan milletvekilleri de secse her ikisinin sonucunda da bu, Milletin egemenligidir. Ama Başbakan Erdoğan ve kurmaylari basta olmak uzere AKP, durumu; Cumhurbaskaninin milletvekilleri tarafindan secilmesini, milletin egemenligine vurulmus bir kayit bir sinirlama olarak gostermektedir. Ister milletin temsilcileri secer, ister halk secer ikisi de Egemenligin kayitsiz sartsiz Milletin oldugu gercegini degistirmez, hicbirisi de birbirinden bu yonde daha baskin ya da daha hafif degildir. Burada vatandasa ve geneli itibariyle millete, sanki bir hakki engelleniyormus gibi populist bir propaganda yapilarak AKP’nin “zihnindeki” planlar gerceklestirmeye calisilmaktadir. AKP burada bir kez daha durust olmadigini gostermistir.

Madem Cumhurbaskanini Milletvekillerinin secmesi, dolayli bir secim oldugu icin Egemenligin kayitsiz sartsiz Milletin oldugu ilkesine bir engel vurmaktadir, madem yasamayi secen halkin ayni sekilde yurutme organinin basini da secmesi gerektigi ileri surulmektedir; o zaman yasama, yurutme ve yargi Anayasa madde6’ya gore milletin egemenlik sahasina bir adim daha yaklassin, mahkeme yargiclarini da hadi olmadi en azindan ust mahkeme yargiclarini da Cumhurbaskani degil Millet secsin.

O zaman AKP’nin mantigi ile gidersek, Milletin sectigi Meclis’in (TBMM’nin) Cumhurbaskanini secmesi dolayli irade temsili olacagi icin “Egemenlik kayitsiz sartsiz Milletindir” ilkesine ve maddesine kayit, sinirlama getirmektedir, ayni sekilde Cumhurbaskaninin ust Yargiclari da secmesi Milletin dolayli irade temsili olacagi icin, bu ilkeye gem vuracaktir(!) Ust Yargiclari da millet secsin(!) O zaman daha iyi bir bicimde Yasama, Yurutme ve Yargi bakimindan “Egemenlik kayitsiz sartsiz Milletin” olur. Hatta bundan sonra yapilacak ilk degisiklik, Yari Dogrudan Demokrasi’ye gecmek olmalidir(!)

AKP’nin bu yalan propagandasi cok populist bir hâl kazandi. Halkin buyuk cogunlugu (okumus yazmis, tahsili yuksek kesim de dahil) bu anlattigim detaylarin farkinda degil.

“Dogru, madem Egemenlik Kayitsiz Sartsiz Milletindir diyoruz, cumhurbaskaknini niye biz secmiyoruz. CHP, DP, MHP’de islerine gelmedigi icin bu kavrama karsi cikiyorlar, e peki hani onlar Ataturkcu’ydu? Islerine gelince Ataturkcu gelmeyince degil. AKP’ye helal olsun, adamlar Ataturk’un dedigine bile sahip cikiyorlar. Bir de ulkenin dusmani gibi gosterirler. Halbuki bak bize nasil haklar veriyor AKP”
gorusleri pekcok kisi tarafindan dile getirilmekte. Bu propaganda ile AKP, hem vatandasi onemli hissettirerek onun ruhunu oksamakta, hem de Ataturk’ten bir kavram kullanilip kendisini gercek Ataturkcu bir parti gibi lanse ederek secimde oy kazanmaya calismaktadir.


TEVFiK BiR / 30.Mayıs.2007


Telif Bilgisi

© 2009-2017 tevfikbir.com , tevfikbir.blogspot.com. Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin alıntı yapılamaz.

" Tevfik BİR - www.tevfikbir.com " biçiminde kaynak gösterilerek makalelerden alıntı yapılabilir.